Haruki Murakami’nin 1987’de yazdığı İmkansızın Şarkısı, yazarın yalın, çıplak ve dokunaklı bir romanı . Diğer eserlerindeki o büyülü gerçekçilik burada yok, yerine gerçek hayatın acısı, yalnızlığı, aşkın imkansızlığı var ve bu yüzden daha da yakıcı. Kitap, 37 yaşındaki Toru Watanabe’nin Hamburg’a uçarken Beatles’ın Norwegian Wood şarkısını duyup 18-20 yaşlarındaki Tokyo günlerine dönmesiyle başlıyor. O yıllar; 1968-1970 arası, öğrenci hareketleri, intiharlar, kayıplar, cinsellik, ölüm… Hepsi bir genç adamın gözünden, birinci şahısla anlatılıyor.
Toru’nun hayatında iki kadın var: Naoko ve Midori. Naoko, çocukluk arkadaşı Kizuki’nin intiharindan sonra ruhu yaralanmış, kırılgan, derin bir depresyonun içinde, Toru’ya aşık ama sevgisi yarım, bedenini veremiyor, ruhunu veremiyor. Midori ise canlı, neşeli, hayat dolu ama o da kendi yaralarını taşıyor annesinin ölümü, babasının hastalığı, bastırılmış acıları. Toru ikisi arasında sıkışıyor..Bir yanda imkânsız bir sevgi (Naoko), diğer yanda yaşanabilir ama karmaşık bir tutku (Midori). Ve arka planda, Reiko gibi yan karakterler müzik, cinsellik, ölüm… Her şey birbiriyle iç içe.
Kitap, imkansızı anlatıyor. Bazı aşklar doğuştan yaralıdır, bazı insanlar birbirini tamamlayamaz, bazı yaralar kapanmaz. Ama yine de yaşamak zorundasın..Midori gibi, hayat devam ediyor diye haykırarak.
Üslup sade, cümleler kısa, ama her kelime ağır. Müzik, seks sahneleri, ölüm betimlemeleri… Hepsi bir araya gelince, hayatın minyatürü çıkıyor ortaya.