İş hayatımız, aile ve ikili ilişkilerimiz de emek ister. Zora gelince işi bırakırsak, aileden uzaklaşırsak, ilişkimizi ivedi bir şekilde bitirirsek, hayat sürekli aynı tekerrürde devam edecek demektir.
Tüketmeye programlandık. Elimize geçen her şeyi tüketiyoruz. Gözümüz rengârenk şekerlerle boyanıyor. Birini alıyorsun, daha renklisini sunuyorlar ve sonra daha şekillisini ve daha havalısını ve daha güzelini ve sonu gelmiyor. Mutlu olmayı beceremiyoruz çünkü yetinmeyi bilmiyoruz. Hem niye yetinelim ki; her zaman daha iyisi, daha renklisi, daha eğlencelisi, daha sağlıklısı ve dahası varken...
"Hiç etrafınızda kaçak kat çıkılmış bir bina gördünüz mü? Kaçak... Anlamlarından biri de "yapılması için gerekli izin alınmamış olan ya da yapılması yasa yönünden yasak bulunan"mış. Yasaklayan kim? Devlet... Seçim zamanı geliyor ve gücü elinde bulunduran, devleti yöneten; imar affı, imar barışı vs. çıkarıyor. Şu tarihe kadar da vakit var diyor. Hem yasaklayan hem yasakladığını belli bir bedelle yok sayan devlet... Af çıkan mutlu, yönetenlere oy olarak döneceği için yönetenler mutlu. Ülke tarihinde defalarca olmuş bu. Bir insan, hiçbir ideolojik bağ kurmadığı ve hatta muhalif olduğu siyasi partiye yasa dışı durumu yasal hâle getiriyor diye oy ister ve bunu seçim propagandası olarak sunar mı? Oluyor işte... Yöneten-yönetilen ilişkisi arasında güçlü bir bağ vardır. Toplumu yönetenler erdemli, etik, doğru ve adil davranınca mı toplum erdemli, etik, doğru ve adil olur yoksa toplum erdemli, etik, doğru ve adil davranınca mı yöneticiler erdemli, etik, doğru ve adil olur? Toplum neyse, yöneticileri de odur. İşte bundandır, dördüncü katı ile beşinci katı arasında alaka olmayan sıvalı katlar."
"Açılan yaralar isyanı doğurur. Mesela bende isyanın adı "müzik"tir. Çünkü sanat, özünde ve felsefesinde "hür olmak" için, insanlara da "hürlük" vermek için yapılır."
"Çünkü Türkiye, muhtemelen dünyada kendi sosyal kutuplaşmalarını en sert yaşayan ülkedir. Toplumun farklı kesimleri, neredeyse hep tahrik olmuş gibi bir devinimdedir."