Aytmatov'un sarsıcı romanlarından birisi olan Toprak Ana'da, erkekleri askere alınan bir Kırgız köyünde geride kalanların yaşadıkları ve savaşın yıkımı anlatılıyor.
Hayata dair umutları, arzuları ve hayalleriyle yaşayıp gitmekte olan köy halkı, gelen savaş haberiyle sarsılır. Çünkü gelen bu haber, hayatlarını altüst edecek, köyün erkeklerini kendilerinden koparıp cepheye gönderecektir.
Tolgonay'ın önce kocası Suvankul, daha sonra üç oğlu Kasım, Maysalbek ve Caynak cepheye gönderilmiş, hiçbiri de geri dönmemiştir. Evinin erkeklerinin verdiği ayrılık acısı yetmemiş gibi, onların yokluğunun getirdiği ve kadın haliyle göğüslemesi gereken zorluklarla, yokluklarla boğuşmak zorunda kalmıştır.
Oğlu Kasım'ın yeni evlendiği eşi Aliman'la baş başa kalmıştır.
Uzayıp giden savaşın getirdiği ağır yüklerle uğraşırken sonunda gelinini de kaybetmiş, tek torunu Canbolat'la hayata tutunma mücadelesi vermiştir.
Aytmatov'un bu romanındaki büyük başarısı şuradan kaynaklanmaktadır: Topun, tüfeğin, tankın olmadığı bir anlatımla, savaşın cephe gerisindeki insanlara yaşattığı yıkımı okuyucusuna derinden hissettirmektedir.
Romanın en etkileyici sahnelerinden birisi; Tolgonay'ın, gelini Aliman'la birlikte oğlu Maysalbek'i görmek için tren istasyonunda beklemelerinin anlatıldığı bölümdür. Ortalığı kasıp kavuran kar fırtınası içinde saatler boyunca geçen her trende oğlunun olduğunu düşünüp peşinden koşmakta, ancak oğlunu görememektedir. Sonunda, oğlunun sesini duyar ve bir an için görür. Sevilen birisini bir an için görebilmenin, yaşadığını anlamanın insan hayatında ne kadar değerli olduğunu bize canlı tablolar halinde anlatan bu sahne, Aytmatov'un Cengiz Han'a Küsen Bulut adlı eserinde de işlenmiştir.
Abutalip Kuttubayev, bindirildiği trenle kendisini soruya çeken savcı ile birlikte