Travmalar, kültür, çocuklukta edindiğimiz "hayatta kalma mekanizmaları" vb sebepleriyle kendimizi bastırabiliyoruz.
Peki kendimiz ol(a)maz, duygularımızı yaşamaz, içimizde yükselen enerjileri bastırırsak?
İçimizden gelenleri yapmaz, gelmeyenleri yaparsak ne oluyor?
Sıkışıyoruz.
Yorgun hissediyor, hiçbir şeye enerji bulamıyoruz.
Aslında yaşanan, vücudun bilgeliği.
"İçinde ilgilenmen gereken şeyler var, dur ve ilgilen" diyor, duyanlara..
Duyguları bastırmak, bağışıklık sistemini de bastırıyor.
İçimizdeki duygular, enerjiler sıkışmaya ve dikkat çekmek amacıyla şiddetlerini artırmaya başlıyor.
Beklenmeyen duygu patlamaları yaşanabiliyor ve enerji akmadığı için yaşantımızda, psikolojimizde, bedenimizde sıkıntılar yaşayabiliyoruz.
Çoğu insan hislerinden, içgüdülerinden, bedenlerinden, "kendilerinden" kopuk bir hayat yaşıyor.
Hisler ve zihin birlikte değil, zihin ön planda.
Hattâ hisler ve içgüdüler bastırılmış durumda.
Her şey zihinle çözülmeye çalışılıyor ancak bu duygular, enerjiler zihin ile çözümlenemiyor.
Yalnızca zihinsel seviyede çalışıp duygu, his, enerji boyutlarına inilmediğinde ise döngüler başlıyor.
"Ben nasıl sürekli aynı olayları farklı insanlarla tekrâr tekrâr yaşıyorum!?"
Duyguları ifâde etmeli, kendimizi yaşamalıyız.
Şu an kafalar çok karışık..
Yaşananların enerjisi, duygular bâzılarımıza o kadar ağır geliyor ki, yerlerinden kalkamıyor, hiçbir şeyle ilgilenemiyorlar.