Zaten kibir ve vakarın, yumuşaklık ile miskinliğin, tevazu ile tenezzülün sınırını kim kesin olarak tayin edebilmiş ki? Cömertlik ile israf, tutumluluk ile cimrilik de böyle değil mi? ( Önsöz: Ahmet Mithat )
(Alfredo Cahn'ın ona ilettiği, Arjantin hükümetinin ulusal kahramanı José de San Martin'in biyografisini yazma önerisi )
Zweig bu öneriyi, kazananlardan çok kaybedenler hakkında yazmayı tercih ettiğini söyleyerek reddetmişti...
İnsan hakları her devletin anayasasının en dokunulmaz ve en değiştirilemez temeli olunca, fikir despotlarının, dayatılan dünya görüşlerinin, zihniyet zorbalığının ve düşünce sansürlerinin sonsuza dek yok olduğunu, her bireyin dünyevi bedeni üzerindeki hakkı gibi fikir bağımsızlığı hakkının da güvence altına alındığını düşündük. Fakat tarih gelgit olayı gibidir, sürekli yükselir ve alçalır... İşte tam da özgürlüğe artık alıştığımız, onu en kutsal mülk olarak görmeyi bıraktığımız sırada, güdüler dünyasının karanlıklarından çıkan bir irade ona tecavüz ediyor.
Bir insanın verebileceği en yüce şey başkaları için bir örnek olmasıdır ve Macellan'ın unutulmaya yüz tutmuş bu başarısı, bir fikrin, eğer bir deha tarafından kanatlandırılıyorsa, eğer tutku tarafından sonuna kadar götürülüyorsa, doğanın unsurlarından daha güçlü olduğunu, tek bir insanın, daima tek bir insanın, yüzlerce kuşağın yalnızca düşünü kurdukları bir şeyi fani, kısa hayatında gerçekliğe ve ebedî gerçeğe dönüştürebileceğini kanıtlamıştır.