"Ne derdi olacak ki bu adamın?"
Bak gelmiş altmış yaşına, çoluğu çocuğu evlendirmiş, emekli olmuş, evinde oturuyor. Sağlığı yerinde. Derdi olamaz.
Gencecik, hayata yeni başlamış, yirmilerinde daha, ne gördü ki bu dünyada, ne derdi olacak?
Zenginin zengin diye derdi olamaz. Fakirin fakir diye. Gencin genç diye. Yaşlının yaşlı diye. Kime hak bu dert dediğiniz şey? Niye sormuyor kimse birbirine derdini? Niye dinlemiyor?
Evvela rıza-yı İlahi ve iltifat-ı Rahmânî ve kabul-ü Rabbânî öyle bir makamdır ki, insanların teveccühü ve istihsânı, ona nisbeten bir zerre hükmündedir. Eğer teveccüh-ü rahmet varsa, yeter. İnsanların teveccühü, o teveccüh-ü rahmetin inikâsı ve gölgesi olmak cihetiyle makbuldür; yoksa arzu edilecek bir şey değildir. Çünkü kabir kapısında söner, beş para etmez.