Kızıl Kahkaha – Leonid Andreyev
1904 Rus-Japon savaşından canlı ve kanlı notlar. Bir Rus subayı tarafından yazılan savaşın günlüğü ölümüne kadar onunladır. Ölümünden sonra kardeşi tarafından tamamlanarak bir yaşanmışlığın kitabı olur. “Savaş kendi çıkarın için ne muazzam bir kavram değil mi?” Düşünce duygu ve davranış kelimelerinin içi çıkarla dolu. Önemli olan insan olmak, iyiye, doğruya ve ahlaklı bir düzene sahip olmaktır oysa. Bu kitap savaşın beraberinde getirdiği birtakım kalıpları kırmadan olanı olduğu gibi yansıtıyor. Savaşın gerçekliğinin sırrını veriyor bize. Beslenme ve barınma gibi temel ihtiyaçların bile yeri geldiğinde unutulduğu bir gerçeklik. Sadece tek bir hedef öldürmek ve ilerlemek. Kim olduğu ve ne olduğuna bakmadan yola devam etmek. Subay bu sürecin bir deliliğe işaret olduğunu ve hastalıklı bir savaş olduğunu dile getiriyor. Kendisinin de kendi ordusunun mermilerine kurban olup bacaklarını kaybetmesi onu biraz savaşın gerisinde kalmaya mecbur bırakıyor. Ailesi ve silah arkadaşlarıyla olan sohbeti bizlere daha net ve sürükleyici bir anlatım sunarak savaşın içinde olduğumuzu, bu anı şu an yaşıyormuşuz hissi veriyor adeta. “Kızıl kahkaha bu. Dünya çıldırdığında böyle gülmeye başlar.” Kitabın özeti gibi geldi bu cümle bana. Kızıllığa bürünen her şeyin bir kahkaha tufanı koparması. Bir gülüşün ardındaki gizemli hakikatin bizlere sunmak istediği şeyler. Akıl sağlığın giderek yitirilmesi neticesinde olayların seyrinin ruhsal bir duruma doğru gitmesi bu savaşın kaçınılmaz bir doğruluğudur. Ve iç dağlayan bir cümle: “Ölülere ölülerden mektup gelir.” Savaş kendini gösterip: “Duyarsızım ne olursa olsun duymuyor, görmüyor, hissetmiyor ve acımıyorum.” diyor sesinin yettiği yere kadar bağırarak…