Vahyin kabulü akla dayanmıyorsa özneldir, keyfidir, kaprislidir. Kişisel heveslere dayanan hiçbir dini tez insanlığın veya önemli bir bölümünün uzun süreli kabulüne mazhar olamaz. Müslümanların aklı feda etme pahasına ilhamı vurgulamaları inanç bozukluğuna kapı aralamıştır. Onu akılla saçmadan ayırmamak, batıl inanışlar ve koca karı hikayelerinin gerçeklik kisvesine bürünüp inancın içine sızmasına sebep olabilir. Nitekim aynı şekilde, ilhama dayalı iman pahasına akıl konusunda aşırı titizlik ile onu maddecilik, yararcılık, makineleşmek ve amaçsızlık derekesine indirerek aklı karıştırmıştır.
Bir şey yap doğru olsun. İnsanları yalanın ve yanlışın bataklığına düşmekten korusun. Rüzgara ve akıntıya kapılmasın; kırılsın lakin eğilip bükülmesin...
Osmanlı cemiyetini garplılaştırmak heves ve arzusu ile cemiyetçilerimizden bir kısmı nihilist olmuşlardır. Herhangi bir şey meydana getirmekten aciz, hatta her çeşit koruma hissinden mahrum ve her şeyi yıkmaya hazır, yıkıcı, tahripçi kimseler haline gelmişlerdir. Çünkü "ıslah" hissi, "koruma, muhafaza etme" duygusu ile beraber bulunur.
Bir milletin örf, adet ve geleneklerini bir günde değiştirmeye kalkışmak, bu örf ve adetlerin gelişmesine ve geleneklerin teşekkül edip yerleşmesine hükmeden temel içtimai kanunların bilinmediğine delildir. Bunu artık öğrenmeliyiz.
Bir Kant'ın yahut bir Spencer'ın ahlak görüşüne inanan, sosyal hayatta Fransız, siyasette İngiliz usulünü kabul eden bir müslüman, ne kadar bilgili olursa olsun, ne yaptığını bilmeyen bir kimseden başka bir şey değildir.
...inkılapçılarımız, insanların kanun ve nizamlar için değil, kanun ve nizamların insanlar için meydana getirilmiş olduğunu hiçbir zaman anlayamamışlardır.