Yine bir Cumartesi akşamı her zamanki yerde seyrek buluşmalardan biriydi. Kadın yine kederli ve yorgun, adam yine heyecanlı ama güçlü duruşuyla karşılıklı durdular. Herşeye rağmen, birbirinin gözlerinin içine bakarak denizden gelen esintiye eşlik etti gülümsemeler ve sarıldılar. Adam sıkıca sardı, bastı göğsüne kadını. Kadın hafif şımarık, daha çok hoşnutluk edasıyla ufak bir çığlık attı, göz göze geldiler, ufak bir buse ile dokundu dudaklar. Kadın göğsünde kaldı sonra, adam denizin uzak tarafına daldı saçlarını okşarken kollarının arasındaki nazenin kadının. Bu yürekten, güzel seviş gözlerini doldurdu yine sevilmekten yana hep eksik kalmış kadının.
Adam belinin iki yanına sarıldı, gözlerine baktı ve;
Senin dedi çiçeklerini dökmüşler, kırmışlar dallarını. Hakkıyla sevilsen, sevgiyle beslense kahkahaların, bırak çiçekli bir dal olmayı tek başına ilkbahar olacak kadınsın bir adamın hayatına. Öyle güzel öyle renkli öyle güçlü... Lale, papatya, sümbül, kardelen hepsi var hamurunda.
Ama vaktini almış, senin dallarını kırmış insanları hatıranda yaşatıyorsun hala, kaybettiğin vaktine daha yenilerini ekliyorsun. Bırak geçmişte kalsın hepsi, kabuk bağlasın yaraların, dalların çiçekler açsın yeniden izin ver.
Yaralarını sarmaya çalışıyorum bana kırık dallarının ucunu batırıyorsun, sarılmaya çalışıyorum dikenlerini çıkarıyorsun. Dalları kıran değilim ben seni yeniden yeşertmeye çalışanım. Bırak yaşadığını yaşatmaya çalışarak vakit kaybetmeyi çiçek açmaya bak.
Kadının artık gözyaşları durmadı kirpiklerinde, anlaşılmanın teşekkürü gibi indi yanaklarından aşağıya.
Yıllarca sahibini aradığı omzuna yerleştirdi kadını.
Kadın hüzünlü, kadın arafta ama kadının yüzündeki gülümseme apaçık. Arabanın içinden gelen müziği yeni duydular ve kimsenin başka yerde görmeyeceği