Mustafa şahin

Öfkenin nasıl yatıștrlabilecegi üizerine yazmamı talep etmiştin ya Novatus, öfke bütün tutkulardan çok daha çirkin ve çok daha vahşi olduğu için ondan korkmakta haklı oldugun kanaatindeyim. Açıkçası diğer tutkuların derinliklerinde bir nebze sakinlik ve sessizlik bulunur. Bu ise tümüyle uyanıktır ve kendini bir acı taarruzuyla gösterir. Silaha, kana, cezalandırmaya duyduğu insanlık dışı arzuyla tutușur, kendini hiçe saymak pahasına başkalarına zarar verirken, bizzat kendisine yönelen silahların önüne intikam hırsıyla atlar. Oysa o intikam, öç alan kişiyi de beraberinde felakete sürükleyecektir. İşte bu yüzdendir ki bilge insanlar öfkenin kısa süreli bir delilik hali olduğunu söylerler.
Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Seni seviyorum ama isterdim ki bu senin karnını doyursun, yaranı onarsın, üstünü örtsün, hiç olmadı bir cam pencere açsın, içine su serpsin, sırtın okşansın ve sen uyurken etrafa göz kulak olsun. Oysa hiç bir şey yapmıyor. Yani seviyorum ama bunun bu kadar oluşu beni kırıyor
İlkbahar Kadın
Yine bir Cumartesi akşamı her zamanki yerde seyrek buluşmalardan biriydi. Kadın yine kederli ve yorgun, adam yine heyecanlı ama güçlü duruşuyla karşılıklı durdular. Herşeye rağmen, birbirinin gözlerinin içine bakarak denizden gelen esintiye eşlik etti gülümsemeler ve sarıldılar. Adam sıkıca sardı, bastı göğsüne kadını. Kadın hafif şımarık, daha çok hoşnutluk edasıyla ufak bir çığlık attı, göz göze geldiler, ufak bir buse ile dokundu dudaklar. Kadın göğsünde kaldı sonra, adam denizin uzak tarafına daldı saçlarını okşarken kollarının arasındaki nazenin kadının. Bu yürekten, güzel seviş gözlerini doldurdu yine sevilmekten yana hep eksik kalmış kadının. Adam belinin iki yanına sarıldı, gözlerine baktı ve; Senin dedi çiçeklerini dökmüşler, kırmışlar dallarını. Hakkıyla sevilsen, sevgiyle beslense kahkahaların, bırak çiçekli bir dal olmayı tek başına ilkbahar olacak kadınsın bir adamın hayatına. Öyle güzel öyle renkli öyle güçlü... Lale, papatya, sümbül, kardelen hepsi var hamurunda. Ama vaktini almış, senin dallarını kırmış insanları hatıranda yaşatıyorsun hala, kaybettiğin vaktine daha yenilerini ekliyorsun. Bırak geçmişte kalsın hepsi, kabuk bağlasın yaraların, dalların çiçekler açsın yeniden izin ver. Yaralarını sarmaya çalışıyorum bana kırık dallarının ucunu batırıyorsun, sarılmaya çalışıyorum dikenlerini çıkarıyorsun. Dalları kıran değilim ben seni yeniden yeşertmeye çalışanım. Bırak yaşadığını yaşatmaya çalışarak vakit kaybetmeyi çiçek açmaya bak. Kadının artık gözyaşları durmadı kirpiklerinde, anlaşılmanın teşekkürü gibi indi yanaklarından aşağıya. Yıllarca sahibini aradığı omzuna yerleştirdi kadını. Kadın hüzünlü, kadın arafta ama kadının yüzündeki gülümseme apaçık. Arabanın içinden gelen müziği yeni duydular ve kimsenin başka yerde görmeyeceği
Aşk
Yaslan göğsüme sevdiğim Benim gönlüm gök gibidir açık deniz gibidir Pas tutmaz benim içim yeryüzü gibidir Toprak gibidir Sen ki bulut gibisin Ay gibisin güneş gibi bazen
Sürgünde Dostoyevski, hapishanedeki bir köpekle, insan ilişkileri üzerine gözleme dayalı bir deney yapar. “Köpeği takibe alır ve yanından geçen her mahkumun onu tekmelediğini gözlemler. İlginç olan şey, köpeğin mahkumlardan kaçmaması ve yanına bir mahkum yaklaştığında eğilerek tekme pozisyonu almasıdır. Köpeğin her yanından geçen her mahkum köpeği tekmelemekte ve köpek buna bir tepki vermemektedir. Dostoyevski de, bir gün köpeğe yaklaşır ve onun başını okşamaya başlar. Köpek bir süre şaşkın şaşkın ona baktıktan sonra, hızla yanından uzaklaşır ve acı acı havlar. Önüne gelen mahkumun tekmelediği köpek, o günden sonra nerede Dostoyevski’yi görse ondan kaçar ve ona bir daha asla yaklaşmaz.” Bu durum bize her zaman kötülük görenin sevgiyi gördüğünde ona uyum sağlamakta zorlanacağını hatta oradan kaçacağını gösterir.