GARABETLİKLER...
(...) Ha, utanmadan, bir de bildiri yazdırmışlar Atıf Hoca‘ya, vatan hainliğini isbatlamak üzere: Bildirinin muhtevâsı şöyle dursun, kendisi Atıf Hoca‘ya değil, muhtemelen Mustafa Sabri Efendi‘ye aittir. Atıf Hoca‘nın bu bildiri ile tek ilgisi, Tahirülmevlevî ile birlikte Mustafa Sabri Efendi‘ye gidip, bu bildiriye katılmadıklarını, imza atmayacaklarını, yanlış olduğunu düşündüklerini söylemekten ibarettir. Nasıl? İlginç değil mi? Bence de… Daha ilginci de var: Bu hikâyenin, Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun Gölgeler romanında (1986) ayrıntılarıyla yer alması… Neden acaba? 25 yıl sonra kendisine “Zamanın Atıf Hoca’sı” lâkabı yakıştırılacağını tahmin ettiği için mi?..
GÖLGELER -Yaşadığımız Günler-I-, 1 Kasım 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
NE YAPMALI ve NEREYE GİTMELİ?
Mütefekkir Louis Massignon: “Kalabalık bir orkestramız, zengin bir paletimiz veya çeşitli kaynaklarımız var. Kurnazlık ve ustalıkta o kadar çok şeyi biliyoruz ki, belki şimdiye kadar hiç kimse bunları bilmedi. Hayır! Bir şeyimiz eksik: Değişmeyen prensibi bilmiyoruz, eşyanın ruhunu tanımıyoruz, mevzu hakkında fikrimiz dahi yok… Notlar alıyoruz, geziler tertibliyoruz… Yazık, yazık… Bilgin oluyoruz, arkeolog oluyoruz, tarihçi, doktor, işçi veya zevk insanı oluyoruz; neden yapıyoruz bütün bunları? İyi güzel de, kalb nerede? İlhâm nerede? Ağacın suyu nerede? Ne yapmalı ve nereye gitmeli?”
İSTİKBÂL İSLÂMINDIR -Denenmemiş Tek Nizâm-, 18 Aralık 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Batı ve Yozlaşma
Reklam
"İstanbul'dan ayrılmak istemiyoruz, fakat senede kaç defa kütüphaneye gideriz? Üç beş cadde ile bir o kadar kahveden başka ne biliriz? Fikir hayatı, fikir hayatı diyoruz... En kabadayımız bile gevezelikten başka ne konuşuyor? Kahve münakaşalarıyla zihnimizi inkişaf ettirdiğimizi sanmakla pek akıllıca bir iş yaptığımıza káni değilim... Bizi buraya asıl bağlayan bir alışkanlık tır... Biz burada maksatsız yaşamayı ve boş beyinle dolaşmayı tatlı bir meşgale haline getirmek yolunu keşfetmişiz... Hepimizi İstanbul'a bağlayan sadece bu... Burada insan, kafasını zerre kadar işletmeden, mütefekkir bir kimse olduğuna inanmak ve buna başkalarını da inandırmak imkânına malik... Bu şehrin ve buradaki muhitlerin dayanılmaz cazibesi işte bundan ibaret.."
"İstanbul'dan ayrılmak istemiyoruz, fakat senede kaç defa kütüphaneye gideriz? Üç beş cadde ile bir o kadar kahveden başka ne biliriz? Fikir hayatı, fikir hayatı diyoruz... En kabadayımız bile gevezelikten başka ne konuşuyor? Kahve münakaşalarıyla zihnimizi inkişaf ettirdiğimizi sanmakla pek akıllıca bir iş yaptığımıza kani değilim... Bizi buraya asıl bağlayan bir alışkanlıktır... Biz burada maksatsız yaşamayı ve boş beyinle dolaşmayı tatlı bir meşgale haline getirmek yolunu keşfetmişiz. Hepimizi İstanbul'a bağlayan sadece bu. Burada insan, kafasını zerre kadar işletmeden mütefekkir bir kimse olduğuna inanmak ve bunu başkalarına inandırmak imkanına malik... Bu şehrin ve buradaki muhitlerin dayanılmaz cazibesi işte bundan ibaret!.."
Sayfa 136·Kitabı okuyor
Alıntı
ÜÇ YOL: BEDÂHET, TECRİD ve HİKEMİYAT...
(...) Aslında ben basitleştirmeye çalıştım. Çok daha derin bir konudur İbda Diyalektiği. İslâm’ı elde etmenin üç yolu olduğunu belirtir: Bedahet-apaçıklık dâvası: İnsan ruhunda ezelî olarak bulunan bir hassadır. Öyle ki, insanda bedahet olmasaydı, gördüğü çizginin eğri mi, doğru mu olduğunu bile ayırdedemezdi; aynada gördüğü şeklin kendi yüzü olduğunu bilemezdi. (Mitolojideki köpeğin masalını hatırlayın!) Kafasında mânâlar bir araya gelmez, bir kavram bütünlüğü oluşmaz, fikirler zihninde yer etmezdi. İslâm’ın kalbin yolu oluşu: İslâm’ın imânla bulunuşu… Ve tasavvufî oluş’la doğrulanışı… Tecrid (soyutlama, düşünüş) ölçüleri: “Beşer zekâsının sekreteri” olarak İbda… Ve Olanca Batı felsefesinin ve medeniyetinin içinden geçerek doğan İslâm tefekkürü ve yeni İslâm medeniyeti… Yeni mütefekkir, dehâ tipinin bundan böyle “İbdacı” olarak doğuşunun zemini… Hikemiyat!.. İbda Diyalektiği bu üç yolda da görünür. Bu üç yolda da görünen insanlara hitab eder, onları hasrı içine alır.
İbda Diyalektiği -Kurtuluş Yolu -II-, 20 Mayıs 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
İBDA Diyalektiği
Bir adamı tanımak için düşüncelerini, acılarını, heyecanlarını bilmemiz lazım, hiç değilse. Hayatın maddi olaylarıyla ancak kronoloji yapılabilir. Kronoloji: aptalların tarihidir.
Sayfa 95·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam