Bazı kitaplar vardır ki, onları okumazsınız; onları yaşarsınız. Halil Cibran’ın Ermiş adlı eseri, tam da böyle bir metin. Her satırı, insanın ruhuna dokunan bir dua, bir fısıltı gibi. Bir yazarın kelimeleriyle bu kadar çok şeyi anlatabilmesi, suskunluk kadar gürültülü bir kudret taşıyor.
Ermiş, Orphalese halkıyla vedalaşmadan önce onlara bilgelik sunan bir ermişin sesiyle örülmüş. Sevgi, evlilik, çocuklar, özgürlük, acı, sevinç gibi insana dair en temel kavramlara dokunurken, Cibran’ın kalemi ne öğüt verir gibi ne de yargılar gibi. O sadece hatırlatır. Unuttuğumuz bir hakikati, içimizin bir köşesinde kıpırtısız duran bir bilgeliği uyandırır.
Her bölüm, bir şiir gibi akar. Sözler basit görünür, ama altında bir uçurum yatar. Belki de bu yüzden Cibran, yalnızca bir yazar değil; bir derviş, bir filozof, bir yürek terbiyecisidir.
En çok da sevgi üzerine söyledikleri içimde yankı buldu:
“Aşk sizi çağırdığında, onu izleyin,
Yolları zor ve sarp olsa bile.”
Bu cümlede öyle bir teslimiyet var ki, modern zamanların öğrettiği mesafeli sevgilere karşı sessiz ama derin bir başkaldırı gibi.
Ermiş, her dönemeçte, her kırılma noktasında tekrar okunası bir kitap. Çünkü insan, her yaşta farklı bir soruyla yüzleşir; ve Cibran’ın kalemi, her soruya başka bir pencereden ışık tutar.
Bu kitap, yalnızca bir okuma deneyimi değil; bir içsel yürüyüştü benim için. Dili sade, anlamı yoğun, etkisi ise uzun soluklu.