Dövüş Kulübü
🎥 ADAPTASYON: KADRAJ vs. SAYFA ANALİZ FORMU ​Eser: Dövüş Kulübü (Fight Club) Uyarlama: Fight Club (1999) ​1. Ruhun Yansıması: Kitabı okurken zihninizde canlanan ana karakter ile ekrandaki oyuncu ne kadar örtüşüyor? (Fiziksel değil, ruhsal derinlik açısından.) Cevap: Muazzam bir örtüşme var. Edward Norton’ın canlandırdığı "Anlatıcı", Chuck Palahniuk’un satırlara üflediği o uykusuz, tüketim çılgınlığıyla uyuşmuş ve sisteme sıkışmış beyaz yakalı ruhunu kelimenin tam anlamıyla ete kemiğe büründürüyor. Brad Pitt ise kitabın satır aralarından fırlayan o çiğ, karizmatik, nihilist ve vahşi Tyler Durden enerjisini kusursuz yansıtıyor; karakterlerin ruhsal bölünmesi ekranda adeta somutlaşıyor. ​2. Kayıp Parça: Filmin süresi veya kurgusu nedeniyle dışarıda bırakılan hangi sahne, hikayenin anlamını en çok zayıflatmış? Cevap: Kitabın başlarında yer alan ve Tyler ile Anlatıcı'nın sahilde ilk kez karşılaştığı, Tyler'ın sahildeki kalaslardan devasa bir "gölge el" yaptığı sahne filmde yok. Kitapta bu el, zamanı yakalamayı ve Tyler'ın kusursuz, efendisiz yaratım arzusunu simgelerken filmde sabun fabrikası ve sinema salonu kesitleriyle bu felsefi girizgah biraz daha yüzeysel geçilmiş. Ancak filmin dinamizmi bu kaybı çok hissettirmiyor. ​3. Görsel Güç: Kitapta onlarca sayfa süren hangi duyguyu veya atmosferi, yönetmen tek bir kareyle veya müzikle daha etkili anlatabilmiş? Cevap: Filmin meşhur final sahnesi. Anlatıcı ve Marla'nın el ele tutuşup camdan çöken binaları izlediği o ikonik an, arkada çalan Pixies - Where Is My Mind? şarkısıyla birleştiğinde; kitapta sayfalarca süren o kaotik sonu, kıyamet estetiğini ve modern dünyanın yıkılış hissini tek bir kadrajda çok daha vurucu ve akılda kalıcı hale getiriyor. ​4. Müdahale: Senaristin hikayenin sonuna veya kilit bir noktasına yaptığı en
Edebiyat
Tekbir Tekbir ehad ehad Allahu Ekber İnsan sormadan edemiyor: Bu ne mel‘un bir bağnazlık, ne garîb tahammülsüzlük ne acınası bir kendini bilmezliktir? Nâfiz BASAN İslamın ilk müezzini idi Bilali Habeşi Ya Ebubekir dedi sormadan edemedi Ey beni kölelikten kurtaran iman ehli Neden böyle acınasıdır cehil olanların işi Ebubekir cevapladı ey kahraman sahabe Zulme dayanmak çetin iştir mekkede Bağnaz ve yobazların işi zulumdür elbette Cehiller lehebler zulmeder her devirde Hz Bilal ve Hz Ebubekir duaya durdu Sevdalık çekerek bulduk iman yolunu Ey Allahım yüceler yücesi ulular ulusu Kolaylaştır sevda ile aşk ehlinin yolunu İnsan saklar sevdiğinin hatırasını Ya Resullullah ayazdır senden sonrası Dinermi Ebubekir ve Bilallerin acısı Ey Bilal oku bize o bülbül sesinle ezanı Kul Nefsani uy imama deki Allahu Ekber Bağnazlık kendini bilmezlik devam eder Mescidi ancak Bilaller Ömerler inşa eder
Din
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
ÖLÜM BİR “MİHRİBAN” SELİM GÜRBÜZER Sarı saçlarını deli gönlüme Bağlamışım çözülmüyor Mihriban Mihriban Ayrılıktan zor belleme ölümü Görmeyince sezilmiyor Mihriban Sevdiğim Mihriban Yar değince kalem elden düşüyor Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor Lambada titreyen alev üşüyor Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban Tabiplerde ilaç yoktur yarama Aşk değince ötesini arama Her nesnenin bir bitimi var ama Aşka hudut çizilmiyor Mihriban Sevdiğim Mihriban Evet, aşka hudut çizilmiyor. Nasıl çizilsin, öyle bir aşktır ki bu; -Mecnun 'Leyla Leyla' diye çöle düştüğünde ilahi aşkta bulur kendini. -Necip Fazıl aynaya ‘Hani ya kendim” diye sorduğunda tıpkı bir askerin komutanı karşısında oku sadakta elde kemendiyle emrine amade esas duruşta beklediği gibi ‘Benim Efendim’ dediği Abdülhakim Arvasi’ye bend etmiş halde bulur kendini. -Muhsin Yazıcıoğlu kuyu gölgesi üşüdüğü Yusufiye’den “Sonsuzluğa ulaşmak istiyorum” diye ötelere kanatlandığında kar beyaz toprağın bağrına düşüp sonsuzluk kervanında bulur kendini. -Abdurrahim Karakoç ise lambanın titreyen alevinde üşürcesine “Sevgi yetmiyor” diyerek kendini aşkın gözyaşı mihrabında bulur. Belli ki bu üşüme bildiğimiz cinsten üşümek değil. Bu üşüme halini iki güzel insanın hal ve ahvalinden ancak çözebiliyoruz. İşte o iki güzel adam Muhsin Yazıcıoğlu ve Abdurrahim Karakoç’tan başkası değil elbet. Üşüme hadisesinin en yoğun yaşandığı Kahramanmaraş adına yakışır bir şekilde, nasıl ki 80 yıl öncesinde Karakoç’u Mihriban’ca kendi toprak basar kucağında sarıp sarmalamışsa, Muhsin Yazıcıoğlu’nu da tarihler 2009 Martını gösterdiğinde bu kez o en soğuk kış ayazında Keş dağlarında kar beyazca sarıp sarmalayacaktır. Öyle anlaşılıyor ki; Karakoç’a Kahramanmaraş
Doğruluk sahibi sahabeler Bizleri bir bayrama daha sağlıkla, afiyetle ulaştıran Rabbimize hamdolsun. Duayla, şükürle dolu huzurlu bir bayram dilerim. Kurban bayramımız mübarek olsun. ✨💐 Kurban Bayramınız Mübarek Olsun Merve ͜͜͡͡✯Merve ͜͜͡͡✯· Hz Muhammed SAV efendimiz yanında sahabeleri ile bir kurban bayramında ilk önce cemaate namaz kıldırdırdı Rabbimize hamdolsun diyerek insanlarla şükürlerle dolu bir bayram diledi afiyetle Ve sahabelerin gönlüne damla damla inşirah inerken bilirmisiniz insanların en faziletlisi kimdir diye sordu o herkes güneşi inkâr ederken güneşin varlığını kabul edendir o islam uğruna cihat ve kıyam edenlerin ilkidir diyip Hz Ebubekirin ismini zikretti Hz Ebubekir başka bir yerde idi efendimiz SAV insanları yanlarında iken övmezdi ve ne büyük ne faziletlisin ey Ebubekir diyerek sözlerine nokta koydu Sahabe meclisinde bunlar olur bunlar konuşulurken kurban bayramında şirke düşen küfürde inatlaşan mekkenin yezid ve cehilleri çocukları ağlatıyor onların şekerlerini ellerinden çalıyordu ve elinden şekeri çalınan her çocuk mutlaka gökyüzüne yakarıyordu küçük süleyman ise gelip efendiler efendisine sığınmıştı üzülme küçük çocuğum hakkını hak sahibi olan Allah Tealaya havale et o çalınan her hakkı sahibine iade eder dedi ilk davet ve tebliğ yılları uç kutuplar savaş halindeydi bir tarafta gözyaşını silen efendimiz SAV ve sadık yoldaşlar doğruluk sahibi sahabeler Ebubekirler bir tarafta gusülsüzler abdestsiz cehiller Sadakat sahibi Ebubekir İdrâk-i me'âlî bu küçük akla gerekmez Zîrâ bu terâzi o kadar sıkleti çekmez Ziya Paşa Samet Acar Samet Acar· Hz Ebubekirin babası ebu kuhafe fil vakasının canlı tanıklarından bazı meal ve tefsirler o akla zarar veren günü tarif ederken akıl bu yükü kaldırmakta eksik kalır Allah Tealanın emrettiği
Din
Herkes farklı biçimde gider Ne oldu o gitti? Sonuç: Ölüden farkı olmayan bir insana dönüştüm Şimdi acılar bağrımı yaksada seni unutacağım Pembe yalanlarına kanmayacağım Seni kalbimden söküp attım! Güven Tekin Kırık Bir Kalbin Veda Notu Muzaffer Talip Gazi Antepin köklü baklavacı ailelerindendi baklavacılığı annesi Rahime hatundan yediği terlik ve oklavalar sayesinde öğrenmişti talip ailesi antepin köklü ailelerindendi meslek gidenlerden bir veda hatırası olarak dededen toruna miras bırakılıyordu her zanaat mutlaka bir hidayet bileziği idi annesi Rahime hatunun fotoğrafına baktı Muzaffer bey ne oldu gittin diyip annesi ile konuşmaya başladı bir yandanda kökeni mö 3000 yıllarına dayanan baklavanın yanmamasına özen gösteriyordu annesi oğul işini özenerek yaparsan sofrana nice krallar oturur diyerek fars saraylarında ince yufkalarla açılan en son osmanlı saraylarında binlerce misafiri ağırlayan o mis kokulu şeker arttıran baklava şimdi antepli Muzaffer talip beyin konağında kokmaya başlamıştı Annesi gittikten sonra bir ölüden farkı kalmayan Muzaffer bey kendisine laf sokanlara inat aile ocağına dönebilecekmiydi kimisi var terkediyor kimisi var veda edip helallik istiyordu konuşamıyordu olgunlaşamıyordu Muzaffer Bey annesinin bıraktığı o tarifi yapabilirse bağrını yakan acıları bir kenara bakıp evine geri dönebilecekti annesini yad etti o mübarek hatun şimdi asıl vatanında ırmaklar akan cennetlerdeydi İnsan beraber yürümek için evlenir Keyfi keyfine gelmeyecekse Hayat meşakkatli bir yol, bu yolda eşlik etmeyecekse geçmişi silemiyorsa Ne yapayım ben onu? Üsame.21 NE YAPAYIM BEN ONU? Küçük Nejat annesine sordu bisikletimi tamir edecekmisin hayatın meşakkatli yolunda babası muzaffer beyin yokluğunda anne hatça kadın çocuklara yolda eşlik ediyor çocuklarını
Duygu ve Düşünce
Bazı Yazarlara Serzenişimle…
Kimi okurlar vardır; bir kitabı yalnızca okumaz, ona ikinci bir hayat verir. Altını çizdiği bir cümlede, gecenin bir vakti paylaştığı bir alıntıda, bir arkadaşına “Bunu mutlaka oku,” derken eserin nabzını başka kalplere taşır. Yazarın masasında aylarca, bazen yıllarca sessizce büyüyen bir metin; işte o anda gerçek nefesine kavuşur. Çünkü edebiyat, yalnızca yazanın kurduğu bir dünya değildir. Okuyan, hisseden, yorumlayan, başkasına ulaştıran insanlar sayesinde tamamlanır. Bir kitabı görünür kılan da çoğu zaman büyük reklamlar değil; bir okurun samimiyetle kurduğu o içten cümlelerdir. Bugün bir okurumun mesajını okurken bunu ve bazı şeyleri yeniden düşündüm, biraz da üzüldüm. Yazan insan, yazdıklarının birilerinin ruhunda karşılık bulduğunu görünce, kaleminin yalnız olmadığını anlıyor. Ve belki de yazar dediğimiz kişi, en çok da okurlarına borçlu biri oluyor. Çünkü bir kitabı satın alıp hayata karıştıranlar, ona kendi zamanından ve kalbinden pay ayıran o güzel insanlardır. Ömründen zaman ayırıp kitabınızı okuyan insanın düşüncesine ve ilgisine değer vermiyorsanız bu sizin tercihli kişiliğinizdir ama eserinize ayırdığı zamana saygı duymak, onun sizden doğan bir esere temas etmesine yazarın da karşılık vermesi nezaket değildir, başlı başına bir insani gerekliliktir, yazılı olmayan bir edebiyat inceliğidir. Dolayısıyla bir yazarı var eden yalnızca yazma kudreti değil; onu gören, duyan, sahiplenen okurlardır. Bunun için her satırın ardında sessizce duran sevgili Şeyma kullanıcı isimli Şeyma hanım gibi, yazılmış kitaplara nefes olan, okunmasına vesile olan bütün okurlara içten bir teşekkür borçluyum.♥️ Serhat Kaya
Alıntı