Ama mutlaka oku! Çünkü unutma Allah’ın elçisine ilk gelen vahiy Rabbinden “Oku” olmuştu. Dikkat et bak! Namaz kıl değil, oruç tut, değil “Oku!”
ZAFER.
Gönülleri kahredici kahkahaların, göklere yükseldiği ve ümitlere perde indiren çanların çalındığı şenlikte zafer mi arıyorsu nuz? Kalabalıktan alkış toplayarak ve kılıç şakırtılarına tempo tutarak birçok insanları matemlere gömen zaferlerden tarih bugünümüze bir neşeli sada mı bıraktı sanki? Ramses, Sardanapal ve Daryüs zafer kahramanı idiler. İskender de muzafferdi öyle mi? Sezar'la Napolyon da zaferlere kanmış serdarlardı. Ne kaldı onların zaferlerinden? Toprak, kendisine atılan bir tohumdan bir tutam başak çıkarıyor. Bunlar insanlığın kalbine hangi tohumu attılar acaba? Gayz ve kin tohumlarını, düşmanlık ve intikam duygularını. Su fidana hayat verir. Hain bir çene onu sömürür. Hangisi muzafferdir dersiniz? Kesici diş ve koparıcı pençe olmak gerçek zafere ulaştırmıyor. Toprağa süzülen, varlığın derinlerine nüfuz ederek su olmasını bilen, zafere ulaşacaktır. Sultan İkinci Mehmet ancak bu beldede gönüllerin fatihi olduktan sonra gerçek zafere kavuşmuştu. Zaferin yolu gönüllerdir, sonsuzluğa götürücü gönüller. Bir gönül, binlerce kılıcın fethedemeyeceği bir millet kalbini fetheder. Asil zafer onundur. Sokrat zindanda, Hallac darağacında muzaffer oldular. Onların şehadeti, gönüllerde ebedi meyva verecek olan ağacı yeşertti. Mevlâna ve Akif kıyamete kadar gönüllerde gaza yaparak zaferden zafere koşacak birer kılıcı bize bıraktılar. Ruhlarımıza varlıkta ebedi kalmak, gerçekte ölmemek sırlarmı üfleyen nefesler. onların son nefesi idi. Biz onların emaneti olan kılıçlarla çarpışarak muzaffer olacağız. Ümidin kanatlarına sığındık. Imanımız, kuvvetimizdir. Düşmanlarımız bizden korkmasa bile âleme güneş olan ümit ve imanımızdan korkacak, teslim olacaklar. Ümidimiz bir güneş gibi onları da ısıtıp erittiği gün biz muzaffer olacağız. Zira hakiki zafer bir tarafın kazanması ile öbür
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“Büyüyünce ne yapmaya karar verirsen ver mutlaka üniversiteye gitmelisin. Okulu bırakma. Okuyabildiğin kadar oku. Bunu hedef edin. Kimsenin seni durdurmasına izin verme. Tamam mı? “
Sayfa 187·Kitabı okudu
Fatiha 1.Bölüm
EUZUBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Elhamdulillahi rabbil âlemin esselatu vesselamu aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin ve ila cemiil enbiyayi vel murselin ve ila cemiil evliyayi vel hamdulillahi rabbil âlemin. Kovulmuş, taşlanmış şeytandan rahman ve rahim olan Allah’a sığınırız. Daha önce rabbimizi isimlerinden tanıyalım, sevilmeye neden layık olduğunu bilelim ve onu, onun muamelesini sevelim diye sohbetlerimizi yapmıştık. Şimdi de hep beraber Fatiha Suresi’ni Kur’an’ın özü olarak nasıl anlayabileceğimizi, Fatiha’yı anlamasak olur mu, Fatiha’nın bize ne kazandıracağını, Fatiha’nın kulluğumuzdaki yerinin ne olduğunu öğrenmeye, anlamaya çalışacağız inşallah. Biri; “bismillahirrahmanirrahim” dediğinde; “benim rabbim rahman ve rahimdir, bana karşı merhamet sahibidir. Bana yaptığı muameleler rahmetinin eseridir, rahmetinin sonucudur. Beni yaratan, seven, rahmetiyle bana muamele eden odur. Allah bana nasıl bir muamelede bulunursa bulunsun, onun muamelesi güzeldir, ben onun muamelesini beğeniyor, kabul ediyorum; çünkü o benim rabbimdir” demiş olur. El hamdu lillâhi rabbil âlemîn:(Fatiha /1) “Hamd, övme ve övülme âlemlerin rabbi olan Allah içindir.” Bu ayeti namazda Allah’a söyler, dua olarak okuruz. Namazda bu ayeti okuduğumuzda; “ya rabbi! Hamd, övme ve övülme senin içindir, sana layıktır. Övgüye layık olan sensin, ben de seni övüyorum ya rabbi! Sen bana nasıl bir muamelede bulunursan bulun, ben seni överim; çünkü senin her işin övgüye layıktır. Bütün kâinatta ve varlıkta her ne varsa hepsini kâmil olarak, eksiksiz ve noksansız olarak yaratmışsın, bana da kâmil insan olayım diye dünya sahnesinde bir hayat tanımışsın. Sen bana nasıl bir muamelede bulunursan bulun, senin o muamelen hamda, övülmeye layıktır; yani güzeldir, benim kazanabilmem için en
Sayfa 155·Kitabı okuyor
Garaudy Skolastik kafaya acımıyor.. Mutlaka oku...!
İslâm ilim ve felsefesinin asıl özelliği, (Hıristiyan âleminin kapkara bir cehaletten az çok yakasını kurtardığı, fakat bu sefer de mistik ve skolastik bir havaya bürünüp uyuduğu veya uyukladığı bir dönemde), insanların gündelik hayatlarında karşılaştıkları problemlerle hiçbir zaman bağını koparmaması, tam aksine gündelik hayata sıkı sıkıya bağlı olmasıdır. Müslüman bilgin ve düşünürlerin bu ruh hâli, materyalist ve rasyonalist eğilimleri bize hiç de yabancı olmayan İyonya düşünürlerinin tutumunu hatırlatır. ​Ticaret ve muhasebe mecburiyeti, daha önce Fenikelilerin yaptığı gibi, Müslümanları aritmetikte devrim yapmaya götürdü. Nitekim Arap rakamlarının keşfedilişi ve bütün ondalık sayı sisteminin üzerine dayandığı sıfırın bulunuşu, Fenikelilerden bu yana, matematikte ikinci devrimi sağladı. ​Avrupa ise bu buluşları ancak Müslümanlar aracılığıyla ve onlardan 250 sene sonra, 12. yüzyılda öğrendi. ​Cebirde, Hârizmî 835-844 yılları arasında ikinci derece denklemlerin çözümünü buldu. ​Muhammed ibn Musa, on birinci yüzyılda, ikinci derece denklemlerin geometrik ve analitik çözümlerini verebiliyordu. Gérard de Crémonne tarafından on ikinci yüzyılda Latinceye çevrilen Muhammed ibn Musa'nın kitabı, Avrupa Üniversitelerinde on altıncı yüzyıla kadar ders kitabı olarak okutuldu. ​İlk sinüs, arksinüs ve arktanjant cetvelleri daha 1229 yılında Marakeşli Hasan tarafından düzenlendi. ​1123'te vefat eden şair ve matematikçi Ömer Hayyam, Descartes (Dekart)ın beş yüz sene sonra kullanacağı metotla, üç dereceli denklemleri çözmeyi başardı ve böylece analitik geometrinin temellerini attı. ​Hayyam'ın cebirle ilgili o önemli eseri Fransızcaya ancak 1857'de çevrilmiştir. ​Geometride Sâbit ibn Kurra (836-901), Öklid'i gerilerde bırakır. ​Trigonometride de sekantı keşfeden Kopernik değil,
Sayfa 51 - Timaş·Kitabı okuyor
Insan nedir??
..Bugün varız, yarın yok! Gündüzün sonu gece. Aydınlığın sonu karanlık. Ateşin sonu kül. Hayatın sonu ölüm. Ölümden kim şüphe eder? Altınlara boğulsak, demirden, çelikten kaleler içine saklansak, mutlaka ölüm oku gelip bizi bulacak. Er geç bize yetişecek. Bu kadar muhakkak bir akıbet karşısında gaflete düşen, nefsine uyan, yarını unutan insan mıdır?
Kitap Alıntısı