Puan vermedi·388 syf.··
2026 87. kitabı
@seniorpicsso tarafından kaleme alınan Oleksa Yayınevi ile biz okuyuculara ulaşan #kalbiminçiçeği içeriği ile nahif bir okuma sunuyor. Kapağının güzelliğine değinmiyorum bile. Yazarın kaleminden okuma yapmayı sevdim sade ve anlaşılır. Ayrıca İslami mesajlar da veriyor satır aralarında ince ve hoş bir ayrıntı oldu benim için. Öğretmen anne babasını doğum gününde yedi yaşında kaybeden Kardelen'i teyzesi Hande büyütür o on üç yaşına kadar İskoçya'da yetimhanede müdür yardımcısı görevi üstlenen teyzesi aynı zamanda orada da yatılı ikamet etmektedir. Yurtta farklı ve sağlam dostluklar edinen Kardelen okulunda tanıştığı Azeri Çağın ile de iyi anlaşmaktadır. Bir gün yurtta yurt müdürü yaşlı kadın ve teyzesinin konuşmalarına tanık olan Kardelen'in hayatı tamamen değişir, yurda dönüş yapıp okul öncesi öğretmenliğini bitiren kızımız arkadaşlarıyla bağını koparmaz. Çağın ve dostları destekleriyle içimi sıcacık yaptı. Teyzesinin fedakarlığı örnek olurken, babaannesinin zalimliği ise şaşkına çevirdi. Tavsiye ederim, reklam değil. "Hüzün bu hayatta her zaman hüküm sürmezdi. Elbet mutluluk da gelirdi. Her çiçeğe, her insana..."
Kalbimin ÇiçeğiMeyse Arda · Oleksa Yayınevi · 20258 okunma
Kitap yorumum
10/10
·88 syf.··
2026 34. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 16:35
Bugün sizlere @alimserkancesur 'un muhteşem kaleminden gerçek bir hayat hikayesi olan Türk Damar'ı kitabını, adı tarih kitaplarında pek geçmeyen Hamit Çavuş'un hikayesini anlatacağım. Kitabın konusu: Hamit, Fetihiye Ören Köyü'nün sıradan bir köylüsüyken Balkan Harbi'nin başlamasıyla Osmanlı'nın ilan ettiği seferberlik onu anasından ve büyük bir aşkla bağlı olduğu eşi Vesile'den tam 11 yıl ayırır. ️Önce Balkan Harbi'nde Yunanlılara esir düşer ve Sakız Adası'na sürülür. Esir mübadelesiyle özgürlüğüne kavuştuğunda onu Çanakkale beklemektedir. ️Açlığın, yoksulluğun ve yanı başında yatan şehitlerin ağır kokusunun arasında vatanı için savaşır. Son kalan el bombalarıyla arkadaşlarıyla birlikte kıyıya çıkmaya çalışan İngiliz askerlerini geri püskürtmeyi başarır. ️Doğu Cephesi'nde Ruslara esir düşer, yol yapımında çalıştırılır, türlü eziyetler görür. Bir Rus askeriyle kurduğu dostluk sayesinde kaçmayı başarır. Yolculuğu sırasında karşılaştığı Kara Yılan çetesinin elinden ise "Ben Mustafa Kemal'in askeriyim!" diyerek kurtulur. ️Memleketine dönmek yerine yeniden cepheye koşar. Kurtuluş Savaşı'nda İnönü'de ve Dumlupınar'da savaşır. Açlık çeker, zulüm görür, ölümle yüz yüze gelir; ama ne düşmana boyun eğer ne de vatan sevgisinden vazgeçer. Savaşlar sona erdiğinde Hamit'e İstiklal Madalyası verilir. Devlet, bir gazi olarak ona maaş bağlamak ister çok ihtiyacı olmasına rağmen kabul etmez. Hamit'in cevabı, onun nasıl bir insan olduğunu tek cümlede anlatır: "Ben para için askerlik yapmadım! Ben vatanım, Allah'ım için savaştım!" ️Hamit 11 yıl sonra evine büyük bir mutluluk ile döner. Hiçbir savaştan sağ kurtulduğunda bu kadar sevinmemiştir ama evinde her şey bıraktığı gibi midir ️ Kitap hakkındaki düşüncelerim: Ben tarih okumayı çok severim, gerçek bir hikaye olmasından dolayı kitap
Türk DamarıAlim Serkan Cesur · İkinci Adam Yayınları · 202612 okunma
Reklam
Sınır boylarında Bir Ruhun Çığlığı:
10/10
·128 syf.··
2026 224. kitabı
Tezer Özlü’nün Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabını okumak, bir yazarın metniyle karşılaşmaktan çok, bir ruhun en çıplak, en savunmasız ve en dürüst haliyle göz göze gelmek gibi. Özlü, o zamansız ve benzersiz kalemiyle beni öyle bir girdabın içine çekti ki, sayfaları çevirirken edebiyatın o sığınak limanlarından uzakta, okyanusun tam ortasında tek başıma fırtınayla yüzleşiyormuşum gibi hissettim. ​Bu kitap benim gözümde sadece bir otobiyografik anlatı ya da bir gezi günlüğü değil; insanın bu dünyadaki o bitmek bilmeyen "yabancılık" hissinin, o köksüzlük ve yerini bulamama sancısının en lirik manifestosu. Tezer Özlü; Kafka’nın, Svevo’nın ve Pavese’nin izini sürerken aslında kendi içindeki o derin uçurumların haritasını çıkarıyor. Berlin’in kasvetli sokaklarından Trieste’nin rüzgârına, odaların klostrofobik yalnızlığından hastane koridorlarının o buz gibi gerçekliğine uzanan bu yolculukta, aslında hepimizin içindeki o "gitmek" arzusunun resmini çiziyor. ​Yazarın o süssüz, dolambaçsız ve adeta bir neşter kadar keskin üslubu beni en derin yerimden yaraladı. Toplumun bize dayattığı o sahte mutluluk oyunlarını, o steril yaşam biçimlerini elinin tersiyle itiyor ve "Yaşamın ucundayım, ötesi yok," diyerek bizi o tekinsiz sınır boylarında yürütüyor. Onun dilinde intihar bir kaçış değil, bir özgürlük arayışı; delilik bir hastalık değil, bu çıldırmış dünyaya karşı verilmiş en dürüst tepki. ​Yaşamın Ucuna Yolculuk’u bitirdiğimde, içimde hem o derin melankolinin sızısı hem de yaşamı tüm acılarına rağmen bu kadar çıplak sevebilmenin verdiği o muazzam hayranlık kaldı. Bu kitap bana şunu bir kez daha öğretti: Gerçek edebiyat, bize pembe yalanlar söyleyen değil, bizi kendi uçurumumuzun kenarına getirip aşağıya bakma cesareti veren edebiyattır. İşte Tezer Özlü, o uçurumun kenarında elimi
Edebiyat
Yaşamın Ucuna YolculukTezer Özlü · Yapı Kredi Yayınları · 202114,7bin okunma
Puan vermedi·456 syf.··
2026 462. kitabı
Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi, Yuval Noah Harari’nin insanlığın geçmişteki evriminden yola çıkarak gelecekteki olası rotasını analiz ettiği, ufuk açıcı ve tartışmalı bir gelecek projeksiyonudur. Yazar, insanın tarih boyunca açlık, hastalık ve savaş gibi büyük belaları büyük oranda kontrol altına aldığını savunarak, yeni gündemimizin ölümsüzlük, mutluluk ve tanrısallık arayışı olduğunu öne sürer. Biyoteknoloji, yapay zeka ve algoritmaların hüküm süreceği bir gelecekte, insanın kendi biyolojik sınırlarını aşarak nasıl bir tür dönüşümü yaşayacağını; verinin kutsallaştırıldığı bu yeni çağda bireyin özgür iradesinin ve insanlık değerlerinin nasıl bir riskle karşı karşıya kalacağını sorgular. Tarih, bilim ve felsefenin kesişim noktasında duran bu eser, türümüzün geleceğine dair zihinleri kurcalayan, sarsıcı ve oldukça düşündürücü bir yol haritası sunuyor.
Homo Deus: Yarının Kısa Bir TarihiYuval Noah Harari · Kolektif Kitap · 201714,4bin okunma
Puan vermedi·138 syf.··
2026 435. kitabı
Semaver, Türk edebiyatında hikayeciliğin dönüm noktalarından biri kabul edilen usta yazar Sait Faik Abasıyanık’ın ilk kez 1936 yılında yayımlanan ilk hikaye kitabıdır. Bu eser, sadece yazarın edebiyat dünyasına attığı güçlü bir adım değil, aynı zamanda Türk öykücülüğünün geleneksel kalıplardan sıyrılıp bireyi, sokağı ve sıradan insanı merkeze alan yeni bir anlayışla tanışmasının da belgesidir. Kitaba adını veren ve açılış öyküsü olan Semaver, İstanbul’da bir fabrikada işçi olarak çalışan Ali adındaki genç bir adamın ve onun annesiyle olan huzurlu, sade yaşamını konu alır. Hikayedeki semaver, sadece çay pişiren bir ev aleti değil; o küçük evdeki sıcaklığın, sevginin, sabah neşesinin ve anne-oğul arasındaki kopmaz bağın canlı bir timsalidir. Ali’nin her sabah annesinin yaktığı semaverin sesiyle uyanışı, işine gidişi ve evdeki o küçük mutluluk zinciri, annesinin ani ölümüyle trajik bir şekilde kırılır. Sait Faik, ölümün getirdiği o ağır ve dilsiz acıyı, Ali’nin bir daha asla kaynatamadığı semaver üzerinden muazzam bir durgunlukla ve derinlikle anlatır. Kitapta yer alan diğer hikayelerde de Sait Faik, kulaklarımıza o bildiğimiz tanıdık İstanbul’un seslerini fısıldar. Fabrika işçileri, balıkçılar, kahvehanelerdeki emekliler, sokak çocukları, küçük esnaflar ve adalardaki sıradan insanlar onun öykülerinin başkahramanlarıdır. Yazar, bu insanları sınıfsal ya da ideolojik birer kalıp olarak değil; iç dünyaları, yalnızlıkları, sevinçleri ve insani sıcaklıklarıyla edebiyata dahil eder. Onun gözünde her insan, keşfedilmeyi bekleyen bir cevherdir. Semaver, Sait Faik’in insan sevgisiyle yoğrulmuş o eşsiz, şiirsel, yalın ve samimi dilinin en güzel örneklerini barındırır. Toplumsal normların ve büyük anlatıların gölgesinde kalan küçük hayatların güzelliğini keşfetmek, İstanbul’un
SemaverSait Faik Abasıyanık · İş Bankası Kültür Yayınları · 201915,2bin okunma
Puan vermedi·80 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 00:00
​Geçmişte büyük fırtınalar yaşamamış, hayatın durgunluğuna alışmış otuz yaşlarında bir kadın ve ona hayran yirmi yaşında genç bir delikanlı… Roman, bu iki karakterin etrafında o kadar dolu dolu ve yoğun bir psikolojik dille ilerliyor ki, sayfalar anında akıp gidiyor. ​Her şey, otuz yaşındaki bu kadına, kendisinden yaşça küçük olan delikanlının aşık olmasıyla başlıyor. Kadın ilk andan itibaren sürekli devasa ikilemler arasında sıkışıp kalıyor: Toplum ne der? Ya gören, duyan olursa? Bu aşk mantıklı mı? Ancak tüm bu rasyonel korkulara ve toplumsal baskılara rağmen kalbi, onu adeta bir girdap gibi genç aşığına doğru sürüklüyor. En sonunda mantığının sesini susturuyor, ikilemlerine teslim oluyor ve o da gönlünü bu tehlikeli aşka kaptırıyor. ​Fakat asıl hikaye ve psikolojik yıkım, bu ikilemlerin ve korkuların çığrından çıkmasıyla başlıyor. Aşkın getirdiği o ilk mutluluk, yerini kısa sürede yakıcı bir güvensizliğe bırakıyor. Kadının zihni, "Ya günün birinde beni kendi yaşlarında genç bir kadınla aldatırsa? Aslında bu onun en doğal hakkı, ne diyebilirim ki?" düşünceleriyle kemirilmeye başlıyor. Bu noktadan sonra kadının gözleri adeta tamamen kör oluyor; aşkı, delice ve hastalıklı bir kıskançlığa dönüşüyor. ​Cemil Süleyman, bu aşamadan sonra okuyucuya bir aşk hikayesi değil, kıskançlığın ve yaşlanma korkusunun insan psikolojisini nasıl parça parça ettiğini sunuyor. Kadının iç dünyasındaki bu amansız savaş, onu hem sevgilisine karşı bir canavara dönüştürüyor hem de kendi sonunu hazırlayan bir melankoliye sürüklüyor. "Siyah Gözler", insanın en karanlık dürtülerinden biri olan kıskançlığı ve zamana yenik düşme korkusunu muazzam bir tahlille anlatan, bitirdiğinizde bile sızısı devam eden bir Servet-i Fünun klasiği.
Siyah GözlerCemil Süleyman · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20264,049 okunma
Reklam
Reklam