Ama hayat tuhaf; hep bir şeyin seni mutlu edeceğini düşünürsün, sonra o şeyi elde edersin ve hayal ettiğin kadar mutlu olmazsın çünkü her gün yine her gündür. Hani sanki mutluluk o kadar büyür ki içinde yaşamaktan başka çaren kalmaz, ta ki artık onu göremez, hissedemez olana kadar.
İnsanların mutsuzluk sandığı bu durumların pek çoğunun aslında mutluluk olduğundan emin ama insanlar bunu fark etmiyorlarmış. En yüksek esenlik halinden çok uzak olduklarını zannettiklerinden bunu mutluluk olarak kabul etmiyorlarmış.
"... Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı... "
Ey Peygamber! Farz ve sünnetleri eda etmek suretiyle salih ameller işleyen müminleri, yeşil bahçelerle bezeli cennetlerle müjdele. Onlar öyle nimet ve bahçelerdir ki, ağaçlarının ve köşklerinin altından ırmaklar akar.
Her ne zaman olgun meyvelerle rızıklandırılsalar, “Bu, daha önce de bize verilen rızıktır.” derler. Çünkü kendilerine ikram edilen meyveler; renk, hacim, görünüm, lezzet ve koku bakımından dünyadaki meyvelere benzer. Fakat o meyveleri ve nimetleri tattıklarında, onların dünyadakilerden çok farklı olduğunu görürler.
Cennette onlar için her türlü maddi ve manevi kirden arındırılmış, tertemiz zevceler vardır. Cennet ehli olan müminler, kesintisiz ve ebedî nimetler içerisinde, mutluluk ve huzur dolu bir hayat sürdürürler.