"İçimde hangi atam konuşuyor? hem zihnimde hem de bedenimde aynı anda barınamam; bu yüzden tek bir kişi olamıyorum. hissedebiliyorum içimde, aynı anda sayısız şeyi. büyük ustalar yok artık. zamanımızın gerçek kötülüğü budur. kalbin yolları gölgelerle kaplanmış. yararsız görünen seslere kulak vermeliyiz; okul duvarları, asfalt yollar, mutluluk vaat eden reklamlar ve uzun kanalizasyon borularıyla dolduruluyor beyinleriniz. bırakın sadece böcek vızıltıları girsin beyinlerinize. her birimizin gözlerini ve kulaklarını büyük bir rüyanın başlangıcı olan şeylerle doldurmalıyız. birisi piramitleri yeniden yapacağımızı haykırmalı. yapmamamızın bir önemi yok. o isteği beslemeliyiz, ve ruhun köşelerini esnetmeliyiz sonsuz bir çarşaf gibi. dünyanın ilerlemesini istiyorsanız, el ele vermeliyiz. sözüm ona sağlıklıları, sözüm ona delilerle karıştırmalıyız. siz sağlıklı olanlar! sağlığınız ne anlama gelir, insanoğlunun bütün gözleri, içine daldığımız çukurlara bakarken? özgürlük faydasızdır, eğer gözlerimizin içine bakmaya, yemeye, içmeye ve bizimle yatmaya cesaretiniz yoksa! dünyayı yıkıntının eşiğine getirenler, sözüm ona sağlıklı olanlardır. insanoğlu, dinle! senin içindedir su, ateş, ve sonra kül; ve o külün içindedir kemikler.. kemikler ve küller! gerçekliğin içinde veya hayalimde değilken ben neredeyim? işte yeni antlaşmam: geceler güneşli olmalı ve ağustos da karlı. büyük şeyler sona erer. küçük şeyler kalıcıdır. toplum böylesine parçalanmaktansa yeniden bir araya gelmeli. sadece doğaya bakın, hayatın ne kadar basit olduğunu göreceksiniz. bir zamanlar olduğumuz yere dönmeliyiz, yanlış tarafa döndügümüz noktaya. hayatın ana temellerine geri dönmeliyiz suları kirletmeden. deli bir adam size kendinizden utanmanızı söylüyorsa, ne biçim bir dünyadır bu! ah anne! başının etrafında
Ömür Hanımla Güz Konuşmaları
...Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İncecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür hanım? Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz düşünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış, böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de? Yağmur yağıyor Ömür hanım...gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından Dönelim...Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır...Olsun dönelim biz yine de. Bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var. Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür
1000Kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ömür Hanımla Güz Konuşmaları
...Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İncecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür hanım? Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi gör- meden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz dü- şünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış, böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de? Yağmur yağıyor Ömür hanım...gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından? Dönelim...Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır...Olsun dönelim biz yine de. Bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var.
Şiir
...Ve güz geldi, Ömür Hanım. Dünya aydınlık sabahlarını usul usul yitiriyor. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İncecik bir çisenti yokluyor insan yüreğinin boşluğunu. Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı… ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır, Ömür Hanım? Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz düşünün ki, Ömür Hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış; böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur, tükenmek değil de? Yağmur yağıyor, Ömür Hanım… gökten değil; yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına… Ve ben sonsuz bir düzlükte küçücük, silik bir nokta gibi eriyip gidiyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından? Dönelim… Dönmek yenilmektir biraz da; yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli, küflü kabuklarına sığınmaktır… Olsun, dönelim biz yine de. Bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var. Evlere dönelim; sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil, Ömür Hanım.
Şiir
Yazmalıyım
yazmalıyım derhal, ne dökülüyorsa dimağımdan, şiir bulursam şiir, olmadı roman, ya da hayat hikayemi ölüm döşeğinde verircesine yazmalıyım son nefesimi yarın belki çok geç olacak, yarına belki uyanmam sevgilim bak, insanlar ölüyor, yanaklarını yanaklarımıza dayamışlar farkında değilsin yitiyoruz, çürümeye yüz tutmuş meyveler gibi. babam, anamın yüzüne baktı ya ahlaksızca, ve anam da elbet istedi, her şey güzel, her şey meşru, o zaman ölmeye başladım, yoktu haberleri. yazmalıyım derhal, telaşlardayım, ne fırlıyorsa yüreğimden; aşklar dans ediyor, aşklar bitiyor, bir kahpe gülüştür dudağında herkesin bak, iki sevdalı kavga ediyor köşe başında, durdurmalıyım bak, iki namussuz sevişiyor, aldatarak diğerlerini, bak, analar halen çocukları öldürüyorlar doğurarak, bak, dünya dönerken sıçratıyor üstümüze pisliklerini.. bağıracağım avazım kısılana; dudaklarım, dilim, gırtlağımı fırlatana, parçamı tatmayan tek çakıl taşı kalmayana, yüzümü sürmediğim köşe bırakmayana, çiçekleri sevemem künyemde yazarsa ismin, gülü öpemem, güneşe serilemem vaktim az sevgilim, dolmak üzere, ve mutluluk randevusuna pek bir gecikmekte bahar gelince deme, gelmeyecek; azap bitince deme, bitmeyecek şahsının değil gördüğün hiçbir şey, kokladığın saçlar, öptüğün dudaklar kokusunu biriktirdiğin tenler, hiçbiri ve hiçbiri senin değiller yazmalıyım susturma şimdi beni, yazmalıyım ölmeden son satırlarımı bırak yaşayacağım, bırak bağıracağım, bırak senden ayrılacağım şiir bulursam şiir, hüzün bulursam hüzün, sevda bulursam sevda….. -kepsiyer versus 1983
Şiir
❝Mutluluk, her şeyin büyük ve tuhaf bir rüya olduğunu fark etmektir.❞ Jack Kerouac
Alıntı