Durgun bir suya atılan taşın,halkalarını izlemişim hissi
10/10
·152 syf.·
2026 15. kitabı
30 Mayıs 1961 doğumlu İtalyan yazar Gianrico Carefiglio ile tanışmış olmaktan mutluluk duyuyorum. Kendisi yazırlığın yanı sıra bir hukukçu. Özellikle de organize suçlara karşı yasal mücadeleleri üstlenmiş bir yargıç.2008-2013 yılları arasında İtalyalda senator olarak da görev yapan yazarın edebi kariyeri, ilk romanı İstemeden Tanıklık kitabı ile 2002 yılında tam anlamıyla başlamış. Polisiye romanlar, öyküler ve denemeler yazmış En bilinen eserleri Sabahın üçü, Geçmiş yabancı bir Topraktır, Kumarbaz ve Ahlaksız ve İsimsiz Tanık’tır. Kahramanımız Antonio’nun dilinden, 1980 yılında başlayan ve 1983 yılında devam eden baba-oğul ilişkisini yeniden kurma çabalarını okuduğumuz bir kitap. Antonio bluğ çağında, her ikisi de kariyer sahibi olan,anne babası boşanmış, annesi ile yaşayan bir genç. Babasının onları terk ettiğini disündüğü için boşanmanın tüm faturasını babasına kesmiş. Hayatının en hoyrat, fırtınalı ve bol dalgalanmalı döneminde Antonio yaşadığı bir şeyden dolayı babası ile İtalya'dan Marsilya’ya yolculuğa çıkıyor. Bu yolculukta yeniden baba oğul olduklarını hissediyorlar.Hayata dair bir çok konuda sohbet edip kısacık zamanda çok güzel anılar biriktiriyorlar. Kitapta pek de tekin olmayan Marsilya sokaklarından sıkça bahsedilmiş. Yazarın hukukçu yönü ve mücadele ettiği suçluların gölgesi bu satırlara yansımış. Bölümler birbirinin devamı niteliğinde olay akışı bozulmadan farklı bir zamana geçiş yapılmadan anlatılmış. Betimlemeler tam tadında ve karakterlerin ruh hali, duygu değişimleri çok güzel yansıtılmış. Hayat öyle bir girdap ki ivme kaybetmeden yaşayabilmek için şöyle bir es verip soluklanacak vaktimiz yok. Sonra belki bir şey olur,işte o zaman anda kalıp neyi kaçırdığımızı fark ederiz. Birçok yerde karakterler hislerimi tercüman oldu diyebilirim. Sevdiğim
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,043 okunma
5 Adımda Nasıl kişisel gelişim kitabı yazılır?
2/10
·176 syf.··
2025 24. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 14 Temmuz 2025 23:57
Adımları pek de detaylı düşünmedim, ama önemli değil. Üç veya dört adım buldum diyelim ilk yazdıklarımın aynısını yazıveririm sorun yok. 1) Öncelikle uydurma bir isim belirleyin. Bu ismin anlamı çok önemli değil; zaten kitabın yarısı bunu açıklamaya çalışırken geçecek ki bu da bize sayfa sayısı yani para kazandırır. Örneğin kitabımızın adı şu olsun: Kurumaya: Bir ömür boyu mutlu ve zengin yaşama sanatı. Bir dahaki baskı da şu olabilir mesela: Yaşmaya: Bin yıl yaşayıp zengin ve mutlu olan uzak doğulu chai u lui’nin gerçek yaşam öyküsü. Kitabın adını belirledik. Kurumaya. Peki nedir kurumaya? İşte dertleri kafaya takmamak, hobimizi meslek haline getirmek, hayatta daima mutlu kalmaya çalışmak vs. Ama bunu bu şekilde basit anlatmamalı, çetrefilli yollarla anlatmalıyız ki okurun kafası karışsın. Çünkü bir kitap boyunca kurumaya felsefesini anlatacağız sonuçta! 2) Kurumaya’nın çıkış felsefesini anlatmak için tarihçesini anlatmak. Bu felsefe 1983 yılında asyalı bir antikacının köyünde yaşananlardan sonra ortaya çıkmıştır. Matasaki’nin köyünde çıkan hastalık sonrası insanlar mutsuzluktan ölüyordu. Bu durumu fark eden genç köylü köye mutluluk yaymaya başladı falan filan… 3)Kurumaya’ya ulaşmak. Belli başlı bazı cümleleri karışık bir şekilde anlatırız. Sağlıklı beslenmek, spor yapmak gibi basit kuralları karman çorban ve tabi ki uzunca anlatmalıyız. 4)Bilindik cümleleri kurumaya felsefesi gibi gösteririz. Örneğin Farabialı bilge Mutasaki’nin de dediği gibi; “Damlaya damlaya göl olur” 5) Hayatımızı gözden geçirerek kutumaya felsefesini hayatımıza adapte etmek. Bu adımları ne kadar uzatırsak o kadar iyi olur. Haydi siz de çıkın ve hayattaki kurumayanızı bulun ve ona tutunun. Korkmayın, unutmayın ki korkarsanız kurumayanıza ulaşamazsınız. Gibi bir bitiş… Bunları neye göre
Ikigai - Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam SırrıFrancesc Miralles · İndigo Kitap · 202024bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
8/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2025 47. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2025 18:00
Türkiye’nin yakın tarihi okumalarına hız kesmeden devam ediyorum. Geride kalan 23 yıllık AKP iktidarında kademeli olarak her şeye maruz kalmaya devam ediyoruz. Peki buralara nasıl geldik? İşte bu kitap 1983-2002 arasındaki gelişmeleri kronolojik olarak mükemmel bir sadelik ve açıklıkta anlatıyor. 1980 askeri darbesinden sonra cunta yönetimi ülkenin en önemli siyasi liderlerini hapse attı ve siyasi yasak getirdi, örgütlü güçler dağıtıldı, sendikaların gücü kırıldı, işadamları hizaya çekildi, sokağın nabzı düşürüldü. İşte bu şartlarda ANAP 1983-1991 yılları arasında tek başına iktidar oldu. Turgut Özal’a önce başbakanlık sonra da Cumhurbaşkanlığı altın tepside sunuldu. Türkiye'de sermaye sınıfı, bilhassa ANAP iktidarı döneminden itibaren siyaset alanına çok daha doğrudan ve gözle görünür müdahalelerde bulunmaya başlamıştı. Patronların beyanatları ve tavsiyeleri örnek alınması gereken "hayat dersleri" haline getirilmişti. Sermaye sınıfının politik alana müdahaleleri ağırlıklı olarak merkez sağ partiler üzerinden gerçekleşiyordu. Ve bu süreç 2002 sonrası AKP üzerinden de devam etmiştir. Geçmişte Sakıp Sabancı hükümetleri överdi, bugünlerde ise Güler Sabancı övmeye devam ediyor. AKP iktidara gelirken sermayenin desteğini arkasına alırken Refah Partisi’nin yaptığı hataları yapmayacağının garantisini verdi. Laiklik, Atatürk ilkeleri ve geçmişle hesaplaşmayacaklardı. 2007 yılına kadar özelleştirmelerle, AB süreci ile her şey güllük gülistanlık geçti. Abdullah Gül cumhurbaşkanı seçildikten sonra AKP kademe kademe dozajı arttırdı. Eskiden ses yükseltebilen, işine geldiğinde demokrasi çağrısı yapan, hükümetlere aba altından sopa gösteren TÜSİAD’ın o gücü yavaş yavaş kırıldı. Sermayeye sınıfı özelleştirmelerle servetine servet kattı ama bunu da yaparken döviz cinsinden borçlandı.
Araştırma-İnceleme
Merkez'den Uç'laraGüven Gürkan Öztan · Ayrıntı Yayınları · 20244 okunma
Puan vermedi·100 syf.··
Beğendi
·
2024 145. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 23 Ekim 2024 15:48
Selam. Bu ayın bir diğer okuduğum kitabı Haldun Taner'in Yalıda Sabah'ı adlı öyküleri oldu. İçinde 7 öyküyü barındırır. 1983'te Sedat Simavi Edebiyat ödülüne layık görülmüştür. Yazdığı son öykü kitabıdır. Samimi anlatımı ile hayata ve insana dair gözlemlerini okuruz. Durup bir düşünmeye iten, söylemlerin doğruluğuna hak verdiğimiz, alt metinleri ile göz dolduran hayatın akışında dingin bir anlatımın olduğu öykülerle dolu. #kitapalıntıları : İki tarafta karşısındakine kendi hayalindeki özellikleri giydirir, işine geldiği gibi... Şunu itiraf etmeli ki, insanoğlu başkasının başına gelen felaketten gizlice zevk alan aşağılık bir yaratıktır... İnsanoğlu başkasının başına gelen felakete sözde acıyan ama o felaket kendini bulmadı diye de için için sevinen bir rezildir. Tepeden bakmak insanı bir önbilmişliğin, bir kehanetin, gözleme dayanan bir deneyimciliğin ukalalığına itiyor. Hayvanlar dünyasında acımasız yok ediş vardır. Vahşet vardır. Ama eziyet ve işkence yalnız insanlara vergi. Hem de sunturlusu. Sebepsiz mutluluktur, asıl mutluluk.
Edebiyat Hikaye Öykü
Yalıda SabahHaldun Taner · Yapı Kredi Yayınları · 2020552 okunma
10/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2024 221. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 26 Ağustos 2024 16:57
Benden Sonra Mutluluk, Şair Özdemir Asaf'ın ölümsüz oluşundan iki yıl sonra; Türk edebiyat ve sanat eleştirmeni, gazeteci olan Doğan Hızlan tarafından derlenmiş; 1983 de basılmış Şiirler kitabıdır. Ölümünden sonra arkasında bırakmış olduğu defter ve dosyalardan derlenmiş şiirlerin yer aldığı belki de ondan kalan son eserdir. Bunların büyük çoğunluğu dergilerde bile görünmemiş şiirlerdir.
Şiir
Benden Sonra MutlulukÖzdemir Asaf · Yapı Kredi Yayınları · 20194,427 okunma
Puan vermedi·372 syf.··
2023 9. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2023 21:53
"Belki de sınırları aşmak, sadece mekânları ve kişileri değil, kimlikleri ve hatta geçmişi bile değiştirebilir." Kitabı bitirip, arka kapağındakini bu yazıyı okuduğunuzda, 372 sayfalık bu sarsıcı maceranın sonunda iç içe geçmiş kurgu-yalan-gerçek-hayal-rüya keşmekeşi üzerinden yaşadığınız kafa karışıklığınız, algı karmaşasıyla dumur oluşunuz ve romanın size yaşattığı envai çeşit hissiyat belki de hafızanızdan hiç silinmeyecek… Stephen King‘in de belirttiği gibi: “Her zaman yazacağım kitapların bir tür kişisel saldırı gibi olması gerektiğini düşündüm ki, bence her romancı böyle yapmalı. Masanın karşı tarafından biri uzanıp iki eliyle yakanıza yapışmış ve sizi tartaklamış gibi bir his bırakmalı. Aklınızı başına getirmeli… Eğer bir okurdan ‘yemeğim boğazımdan geçmedi’ diye bir mektup alırsam, o anki hissiyatımı ancak harika sözcüğü özetleyebilir.” Agota Kristof adını ilk kez Haruki Murakami‘nin Rüzgarın Şarkısını Dinle kitabının sonundaki sunuş yazısında yazarlık serüveninin nasıl başladığından bahsederken okuyup not almış, ama burada özellikle bahsi geçen Büyük Defter‘in de dahil olduğu üçlemeyi okumayı yıllardır ertelemiştim, ta ki bu zamana kadar… Murakami bu sunuş yazısında “Karmaşık, bilgece bir şeyler yazmaya çalışmayı bırak” der, kendisine. “Roman ve edebiyat hakkındaki tüm yerleşik düşüncelerini unutup duygu ve düşüncelerini sana geldiği haliyle kaydet, özgürce, canın nasıl istiyorsa öyle.” Sonra da, romanını İngilizce yazmaya başlar. Fakat, sadece basit ve kısa cümleler yazabilmektedir. Dil sade olmalıdır, düşünceler anlaşılması kolay bir şekilde ifade edilmelidir, betimlemeler konu dışı
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü YalanAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20258,5bin okunma