Puan vermedi·
Eser şu soruları sorar • Insan özgürlük olmadan mutlu olabilir mi? • Düzen mi daha degerlidir, özgürlük ü? • Aşk insanı neden değiştirir? • İnsanı insan yapan şey akıl mı, ruh mu? Sembolik olarak İntegral: * Aklın ve matematiğin mutlak egemenliğini, * Bireyselliğin yok edilmesini, * Devletin insan üzerindeki tam kontrolünü, * “Mutluluk için özgürlüğün feda edilmesi” fikrini temsil eder. Roman, D-503’ün tuttuğu bir tür günlükten oluşur. Ancak bu günlük sıradan bir insanın duygu ve düşüncelerini anlattığı bir günlük değildir. D-503, bu metinleri İntegral’in gelecekte ulaşacağı uygarlıklara Tek Devlet’i tanıtmak amacıyla yazmaktadır. Tek Devlet her şeyi formüllere indirmek ister. Ama insan ruhunda her zaman bir “X”, yani hesaplanamayan bir taraf vardır. Biz romanındaki başlıca karakterler şunlardır: D-503 * Romanın anlatıcısıdır. * İntegral uzay gemisinin baş mühendisidir. * Başlangıçta Tek Devlet’in düzenine gönülden bağlıdır. * Roman boyunca büyük bir iç dönüşüm yaşar. I-330 * Gizemli, cesur ve sıra dışı bir kadındır. * D-503’ün hayatını altüst eder. * Kurallara meydan okur ve özgürlüğü temsil eder. O-90
BizYevgeni İvanoviç Zamyatin · Can Yayınları · 202311,9bin okunma
Kaçarak acılarımızdan kurtulabilir miyiz?
10/10
·392 syf.·
2026 65. kitabı
Ne okudu benim zeytin karası gözlerim böyle… Oldu mu be kadın Nermin Yıldırım yapılır mı bu bana? :( “Rüyalar anlatılmaz.” diyerek avutulmuş bir çocuğun, gerçek hayatta yaşadığı kâbusları yetişkin olduğunda, yıllarca içine hapsettiği rüyalarından çıkarıp yeniden yaşaması… Ah, o yıkım… Gerçekten mahvetti beni. Kitaptaki birçok karakterin hikâyesi o kadar tanıdıktı ki satırları okurken hiç yabancılık çekmedim. Birbirlerinden kaçarak yaşadıkları bütün kâbusları unutabileceklerini sanan parçalanmış bir aile… Oysa içlerinde taşıdıkları özlem ve sevgi o kadar gerçekti ki. Birbirlerine söylemek isteyip de söyleyemedikleri sözler, sıkı sıkı sarılmak isteyip de sarılamadıkları anlar, verdikleri kayıplar ve yaşadıkları acılar… Okudukça her kelime yüreğime saplandı. Belki de başkahraman şanslıydı; onu anlayan ve her daim yanında olan bir eşe sahipti. Peki ya Müesser? Ya göçüp giden Veysel? Geçmişinin acısını sanki eşi Perihan’dan çıkarırcasına onun kalbini bin parçaya ayıran, gözyaşları içinde bırakan Veysel… Hayatın zorluklarıyla daha küçücük yaşta tanışan, babasız kalan ve kurtuluşu bir erkeğin karısı olmakta arayan Perihan… İnanın okurken hangisine daha çok üzüleceğimi şaşırdım. Bu, Nermin Yıldırım’dan okuduğum dördüncü kitaptı. Fakat içlerinde en çok sarsıldığım, en çok etkilendiğim kitap bu oldu. Benim için tam anlamıyla efsaneydi. Bu kitabı yoldaşım Sadecemoonlight ile birlikte okumak bana ayrı bir mutluluk verdi. Her defasında farklı bir kitapta, farklı satırlarda ama aynı duygularda buluşabilmek benim için tarifsiz bir güzellik. Kitaplar sayesinde kurulan bu dostluğun kıymeti bambaşka. Şimdi sıra onda… Bakalım bu hikâye onun kalbinde nasıl bir iz bıraktı, karakterlerle nasıl bir bağ kurdu? Kitap hakkındaki düşüncelerini merak edenler için inceleme linkini buraya
Rüyalar AnlatılmazNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 20254,391 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·60 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
Güzelliklerin onu bulacağı, hayatın ona hep mutluluk getirmesini dilediğim kaleminin daim olacağına inandığım @bodrumkatindakimakine nin sevgili yazarı #mirademirkıran a sevgilerimi göndererek yorumuma başlamak istiyorum . Canım Mira’nın bu imzalı kitabını kitaplığımızın baş köşesine koyduk bile… Mira hayallerin hep gerçek olsun olur mu? Öğretmenimizin değeri, Atatürk’ün çocuklara sevgisi, hayallerimizin sınırsızlığı ( bir an uçtuğu mu hayal ettim :) ah bu trafik yok mu zaten… arabalar korna çalınca uçabilme kabiliyetine sahip di mi ?Birbirlerine saygısız davrandıklarında canlarını yaktıklarında her şeyin düzelebiliyor olduğunu gören insanlarla dolu değil mi? Mira çok güzel bir konuya çok güzel bir şekilde değinmiş. Dostluğun değer değerini anlatmadan da geçmemiş mutlu olmak bizlerin elinde. Bu güzel kitabı okumama vesile olduğun için çok teşekkür ederim. #bodrumkatındakimakine #sedosokudu
Bodrum Katındaki MakineMira Demirkıran · Melisa Matbaa · 202622 okunma
Puan vermedi·40 syf.··
2026 17. kitabı
Omelas'ı Bırakıp Gidenler sayfa sayısı bakımından oldukça kısa olmasına rağmen, etkisi birçok romanın bıraktığından daha derin olan bir öykü. İlk okunduğunda birkaç sayfalık bir ütopya tasviri gibi görünse de, satırlar ilerledikçe okur kendisini felsefi, ahlaki ve vicdani bir sorgulamanın içinde buluyor. Bu nedenle Omelas, yalnızca bir öykü değil; insanlığın adalet anlayışına tutulmuş bir ayna olarak değerlendirilebilir. Kusursuz Bir Dünyanın Kuruluşu Öykü, Omelas adlı bir şehirde düzenlenen coşkulu bir festivalle başlar. İnsanlar mutludur, çocuklar güler, müzikler çalar, şehirde savaş, açlık, baskı ya da korku yoktur. Ancak burada dikkat çekici bir anlatım tekniği vardır: Ursula K. Le Guin, Omelas'ı ayrıntılarıyla tarif etmek yerine sık sık okura dönerek şehrin eksik parçalarını onun hayal gücüyle tamamlamasını ister. Bu yaklaşım tesadüf değildir. Çünkü Omelas belirli bir şehir değildir. Okurun zihninde şekillenen, onun "mükemmel toplum" fikrini temsil eden bir semboldür. Her okur kendi Omelas'ını kurar. Böylece öykü yalnızca kurmaca bir şehri değil, okurun değerlerini de anlatmaya başlar. Hikâyenin Kırılma Noktası Festival görüntülerinin ardından okur sarsıcı gerçekle karşılaşır. Şehrin bütün mutluluğu, karanlık bir odada tek başına yaşayan bir çocuğun acısına bağlıdır. Çocuk kir içindedir, açtır, sevgiden yoksundur ve insanlık dışı koşullarda yaşamaktadır. Dahası, herkes bu durumdan haberdardır. Omelas'taki her birey büyüdüğünde o çocuğu görür ve şehrin mutluluğunun bedelini öğrenir. İşte öykünün asıl gücü burada ortaya çıkar. Le Guin okura şu soruyu yöneltir: "Eğer binlerce insanın mutluluğu tek bir masumun acısına bağlıysa, bunu kabul eder miyiz?" Bu soru teorik olarak kolay görünür. Çoğu insan "Hayır" cevabını verir. Ancak yazar, mutluluğun,
Omelas'ı Bırakıp GidenlerUrsula K. Le Guin · İnka Kitap · 2026262 okunma
Albert Camus - Yabancı
Puan vermedi·110 syf.··
2026 1. kitabı
SENTEZ ENTELEKTÜEL OTURUM | HAZİRAN AYI İLK KİTABI (01-07)./06.2026 ​KİTAP KİMLİĞİ ​Kitap Adı: Yabancı ​Yazar: Albert Camus ​Tür: Kurgu (Roman) ​Sayfa Sayısı: 112 ​Odak Noktası: Absürdizm Varoluşçuluk, Bireysel Yabancılaşma ve Toplumsal İkiyüzlülük ​ ​Soru: Yazarın bu eserde inşa ettiği düşünce dünyası, bugünün modern insanı için bir "çözüm" mü sunuyor, yoksa sadece "sorunu" mu derinleştiriyor? ​ Cevap: Camus aslında sorunu derinleştirerek radikal bir çözümün kapısını aralıyor. Modern insan, toplumsal beklentilerin, dijital onaylanma arzularının ve yapay mutluluk illüzyonlarının arasında sıkışmış durumda. Meursault’nun hikayesi, bu yapaylığı ve hayatın anlam arayışını tamamen sıfırlayarak yüzümüze sert bir gerçeği çarpıyor: Hayatın önceden belirlenmiş hiçbir ilahi veya toplumsal anlamı yoktur. ​Bu ilk bakışta nihilizm (hiççilik) gibi görünüp sorunu derinleştirse de, aslında Camus’nün Absürd (Saçma) felsefesinin özüdür. Çözüm, bu anlamsızlığı kabul edip hayata karşı isyan etmektir. Kitabın sonunda Meursault’nun idam edilmeden hemen önce dünyanın o "tatlı kayıtsızlığına" kendini açması ve mutlu olduğunu fark etmesi modern insana şunu söyler: Gerçek özgürlük, sistemin dayattığı maskeleri fırlatıp atarak yaşamın saçmalığını kucaklamak ve her şeye rağmen dürüstçe yaşayabilmektir. Camus bize hazır bir reçete sunmaz, bizi özgürleştirecek olan o sarsıcı teşhisi koyar. PARADOKS SEANSI: FİKİR ÇARPIŞMASI ​ Vaka: Meursault’nun işlediği cinayet tamamen kaçınılmaz bir doğa olayının (güneşin ve sıcağın) getirdiği anlık bir cinnet halidir; dolayısıyla Meursault bir katil değil, trajik bir kurbandır. ​1. Savunma Hattı: Çoğunluğun aksine, bu iddiayı destekleyen en güçlü kanıt kitaptaki hangi olay veya cümledir? ​Kitaptan Kanıt: Romanın mahkeme sahnesinde Meursault'nun
1000Kitap
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
10/10
·675 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 20:58
Bir kitabı okurken bu kadar aktif olduğumu, üzerine bu kadar kafa yorduğumu, deliler gibi notlar aldığımı hatırlamıyorum. Hatta size kitabı nasıl anlatacağım üzerine bile fazlasıyla düşündüm. Umarım başarabilirim. Yazarımız, yaşamımıza dair aklınıza gelebilecek hemen her konuya değinmiş: dinden siyasete, aileden iş arkadaşlarımıza, doğadan var oluş sebebimize kadar… Ama tahmin edersiniz ki, bunların hiçbiri olumlu yargılar içermiyor. Zaten kitabın adı “HUZURSUZLUĞUN KİTABI” olunca, başka ne beklenirdi ki? Üzerine çokça düşündüğüm, irdelediğim ama tam anlamlandıramadığım pek çok konuda gerçekten gözümü açtı ve bir anlamda hayatıma yön verdi. Bir insanın her şeyin bu kadar bilincinde olması sağlıklı mı? Yoksa hiçbir şeyi sorgulamadan yaşamak daha mı kolay? Bana katılır mısınız bilmiyorum ama ben şu sonuca vardım: Bernardo, her şeyin bilincinde olduğu için mutsuz ve huzursuz. Peki o zaman gerçekten cahillik mutluluk mu getirir? İnsanların arasında yaşarken bile kendini yabancı hissetmenin, ait olacak bir yer bulamamanın ve zaman zaman kendi varlığını bile sorgulamanın ne demek olduğunu tokat gibi çarpıyor yüzümüze. Kitap, isminin hakkını sonuna kadar veriyor. Okudukça huzursuz oluyorsunuz. Sanki hepimiz bir oyunun içindeyiz, bize roller biçilmiş ve biz de o rolleri en iyi şekilde oynamaya çalışıyoruz. Bize ait olmayan ama sebepsizce kabullendiğimiz kurallardan ibaret hayatlar yaşıyoruz. Pessoa gerçekleri yüzünüze vurdukça sıkılacaksınız. İnkâr etmek isteyeceksiniz. Ama en sonunda “ben de böyleyim” demeye kendinizi ikna olmuş bulacaksınız (benim gibi). Hani herkes uyur, sen tek başına kalırsın ve sebepsiz yere bir şeyleri sorgulamaya başlarsın ya… İşte bu kitap tam olarak o anların kitabı. Belki de bu yüzden kitabın büyük bir kısmını gece yarısından sonra
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 202514,5bin okunma