“Onlara gerçeğin kasvetini anlatma dürtüsüne kapılsam da son kertede susuyorum. Ama sonra, her şeyin ne kadar acınası olduğunu, herkesin zaten bildiğini fark ediyorum. Ardından diğerlerinin mahrem bilgilerini kasten mi gizledikleri yoksa bunları bambaşka nedenlerden ötürü mü anlatmadıkları meselesine kafa yoruyorum. En sonunda da uluorta yaşanan zavallılıklarla nasıl bu kadar iyi baş edebildiğimizi soruyorum kendime.”
ölesiye çalıştın ya da hiç çalışmadın
hiçbir sevinç -sevinç ne- hiçbir şey yok
şu gecenin ucunda
ve öteki boşluklar ürpetiyor insanı
tek başına olmanın dengesini vurunca
evet şimdi ne var bakalım avucunda:
dövüş mü, yenilgi mi, bir bulut parçası mı
aşkın fotoğrafı olan bir mayıs sonrası mı

Kendinize hiç sordunuz mu “Ben kimim?” sorusunu? Ve yeteneklerinizi, hobilerinizi ve başarılı olduğunuz alanları. Bunları sormadığınız sürece üretken bir hayatı, dolayısıyla da mutlu bir hayatı hak etməzsiniz.
Mutluluk mu? İyi ama mutlu olmak da şart mı, diye bir soru geliyor insanın aklına. Yaşamak için ille de mutlu olmak gerekmez tabii. Hem bizler, 20. yüzyılın aydınları mutluluğun anlamını zorladık. Ona kendi gücünün sınırlarını aşan anlamlar vermeye çalıştık. Huzur ve geçici sevinçler yetmiyordu. Katıksız Tanrı düşüncesinin yerine kalıcı mutluluk duygusunu koymak gerekiyor gibiydi. Oysa mutluluk korkunun, acının, yoksulluğun, kimsesizliğin ortadan kalkmasıydı. Şimdi karnımız daha tok, yoksul değiliz ve korkmamayı, kendimize güvenmeyi öğrendik. Öte yandan da yaşamayı saçma, anlamsız buluyoruz. Oysa Vietnam'daki aç yetimin özlediklerine sahibiz. O halde mutsuzluk değıl bizimkisi. Can sıkıntısından, yalnızlıktan, acı çekmekten, ölümden korkmak, o kadar. Bunların ortadan kalkmasını istiyoruz şimdi de.
Oysa can sıkıntısı da, yalnızlık da, acı çekmek de hayatın kendisidir. Ölüm de. Ölüm olmasaydı hayat da olmazdı. Hayat var ki sona erebiliyor. Hem bütün bu ortadan kalkmasını istediklerimiz bir sürü iyi şeyin karşılığıdır.
Görevlerimiz azaldı. Bunun farkında mıyız acaba? Biz haklarımızdan söz ediyoruz artık. İnsanlar tanrısal ya da geleneksel görevlerini yerine getirirken can sıkıntılarını duyacak zamanları yoktu. Seçme hakkı da tanınmamıştı onlara. Bizse çok kez neyi seçelim diye düşünüp duruyor ve bu işi pek sıkıntılı buluyoruz.
Yalnızız. Doğru. Bireyciyiz de ondan. Kendimizin farkında olmaktan çevremizdekilere yabancılaştık. Kendimizi bu kadar çok bilmesek çevremizdekilerle aramızdaki ayrılığı böylesine derin duymayacaktık. Yalnız odamıza çekildiğimizde o çok iyi bildiğimiz, tıktığımız vıcık vıcık senlibenli olduğumuz varlığımızla baş başayız.