"YANIK TÜY"
”Çocuk gülüşlerimize ne oldu, kim hangi sebeple yüreklerimizi soğuttu? Yemeklerimiz, müziklerimiz birbirine benzemiyor muydu? Kederde, acıda, mutlulukta hep birlikte değil miydik? Hangi ara dostlar düşman oldu?”
Her biri roman tadında kısacık oniki öykü karşılıyor bizi bu eserde. Az sözle çokça kelâm. Öyküler, sanki başka boyutlara adım atmamızı sağlayan minik ve anlık bir kapı. Çokça yaşanmışlık, hayatlar, hikâyeler. İnsan duygularıyla, yaşanmışlıklarıyla var olur evrende. Her öykü ayrı ayrı bir duygu yoğunluğu hissettirdi. İnsan tanımak gibi, benim için de öykü okumak. Kapağını açtığında içine girdiğin birer bina gibi öykülerde. Kapısını arkandan kapatır içerideki odaları tek tek dolaşarak başka hayatlar yaşamaya başlarsın. Bilmediğim bu hayatlar içinde dolaşmak, her birinin acıları, sevdaları, hayal kırıklıkları, beklentileri, birbirine benzeyen ama birbirinden çok farklı yaşadıklarımız. Dışardan bakıldığında aynı hayatları yaşıyor gibi görünsek de, küçük nüanslarla ayrılıyoruz birbirimizden. Aynaların arasında aynılarımızla yaşıyoruz. Bakmakla görmek arasındaki o ince çizgide yer alıyor tüm ayrıntı.
Bir öykü kitabı okura ne vaat eder? Kimi zaman sıradan bir günün içinde kaybolup gitmiş bir anı yakalamayı, kimi zaman da yüreğimize dokunacak kadar gerçek, çarpıcı bir kesit sunmayı. Yazar, tam da bunu yapıyor: Hayatın tam ortasından, en savunmasız anlarından yakaladığı öykülerle bizlerin kalbine dokunmayı başarıyor.
"Göç Masalı": Kaf Dağı’nın ardındaki kudretli topraklar için yola çıkan bir adam… Bulamayınca hayattan göç eden baba, hiçbir yere sığamayan oğul Yusuf ve Elif. Ne kadar çalışkan, ne kadar üretken olursa olsun, bir yere ait olamamanın hüznü… Çıraklar usta olunca köyün onu istememesi, yine yollara düşmeleri… En sonunda çocukları olduğu köye