Hüseyin Zorlu

Hüseyin Zorlu
@muzminokur
Bir tatlı huzur almaya geldim.
Zihin Açıcı/Sinir Bozucu
2/10
·296 syf.·
2026 32. kitabı
Kitle insanı düpedüz ahlak yoksunu. Çünkü ahlak her zaman iççin özü gereği bir şeye baş eğme, hizmet ve görev bilincidir. Ama galiba “düpedüz” demek yanlış oluyor. Çünkü mesele sadece bu yaratık türünün ahlaktan nasibini almamış olması değil. Hayır; durumunu bu denli kolaylaştırmayalım. İnsanın öylesine ahlaktan nasipsiz olması mümkün değildir. (Sayfa 221) Açıkçası kitabın uygulamadaki puanı yüksek olduğu için okudum ama elitist, sömürgeci, çıkarcı, faşist bir yazarla karşılaştım. Yukarıdaki alıntı bile tek başına söyleyenine saygımı yitirmeme sebep olacak kadar rahatsız edici ancak kitapta bunlardan bolca var. Örneğin ABD’nin Avrupa’yı teknikte geçmediğinin ispatı için Avrupa’da kurulacak ve Avrupa ile sömürge ve mandalarına satılacak bir arabanın, Ford’dan çok daha ucuz olacağı söyleniyor. Örneğin, İspanya’da Avrupa birliğini kabul etmeyip İspanyol milliyetçiliği yapanlar eski insan kalıntısı olarak nitelendiriliyor. Örneğin Avrupa’nın, dünyayı yönetme yeteneği yok olursa diğer ülkelerin ne yapacağını bilmeyen çocuklara döneceği belirtiliyor vs. vs. Yazar asiller ve kitle insanı diye bir ayrıma gitmiş ama bu ayrımın aslında entelektüel/diğerleri ayrımından büyük bir farklılığı yok. Bu anlamda aslında yazar büyük bir icat çıkarmamış. Olanı biraz değiştirip süsleyerek yeni bir şeymiş gibi önümüze koymuş. Genel olarak, aslında küçük bir güç olan İspanya’nın İngiltere, Fransa ve Almanya gibi kitabın yazıldığı dönemde büyük sayılan devletlerin gücünden ve bu gücün nimetlerinden yararlanmak adına geliştirdiği bir tez olarak görüyorum kitabın yazılış amacını. Tabi ki bu benim görüşüm, başka okurlar başka tezler de görebilirler ancak diğer konularla birleştirdiğimde yazarın olaylara ancak çıkarcı pencereden bakabildiğini düşünüyorum. Genel olarak zihin açıcı bir kitap
Kitlelerin AyaklanmasıJosé Ortega y Gasset · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026225 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Komünizm Bir Ütopyadır
Puan vermedi·136 syf.·
2026 30. kitabı
Proleter; geçimini çalışarak kazanan, sermaye sahibi olmayanlar. İşçi, doktor, avukat, yazar gibi meslekleri yürütenler proletarya sınıfına dahil edilirler. Hatta fikir işçisi olan Marks da bu sınıfa dahildir. Komünizm; ortak mülkiyete dayalı, sınıfsız ve devletsiz bir yönetim sistemi. Devlet ya hiç yoktur ya da sadece denetleme görevi yürütür. Sosyalizmden farklıdır. Çünkü sosyalizmde özel mülkiyet vardır, sadece üretim güçlerinin mülkiyeti (toprak, fabrika vb.) devletin elindedir. Yani devlet vardır ve oldukça güçlüdür. Bir nevi komünizme geçişte bir basamak diyebiliriz sosyalizm için. Marks’a göre tarihte doğrusal bir ilerleyiş vardır. Feodaliteyi burjuvazi takip etmiş, burjuvaziden doğacak proletarya devrimi ile de son adımda komünizm kurulacaktır. Proletarya devrimi feodal dönemde olamazdı, bu yüzden burjuvazinin gelmesi gerekiyordu. Bununla birlikte Marks’ın öngörüleri (en azından yaşadığımız döneme kadar) gerçekleşmedi ve kapitalizm bir şekilde ayakta durmaya devam etmektedir. Bunun farklı sebepleri olabilir. Öncelikle kapitalizm hatalarından ders alarak bu hataları düzeltme yoluna gidiyor. Çalışanların refah düzeylerinin artırılmasına yönelik düzenlemeler yapılıyor. Hastaneler, okullar gibi. Ayrıca proleter olarak tanımladığımız topluluğun üyeleri arasında farklılaşma yapılarak bütünlük bozuluyor. Bugün ülkemizde bile proleter olarak nitelendirebileceğimiz iki kişi arasında 20 kattan fazla fark olabiliyor. Bir de proleter olarak tanımladığımız kişiler sistemi olduğu gibi kabul ediyorlar. Bu kişiler mümkünse kendi çocuklarını özel okullara gönderiyor, mümkünse küçük de olsa bir şirket kurup başkalarının emeği üzerinden geçinmenin hayalini kuruyorlar. Zaten sistem de sınıflar arası geçişin önünü tamamen kapatmadığı için insanlar kendilerini dahil oldukları
Felsefe
Komünist ManifestoKarl Marx · Can Yayınları · 202416,5bin okunma
Puan vermedi·152 syf.·
2026 28. kitabı
Öncelikle bu kitap bir mantık kitabıdır. Dolayısıyla mantık eğitimi almadıysanız muhtemelen okurken zorlanacaksınız ve muhtemelen çoğu yerinde sıkılacaksınız. Kitapta ateistlerin ve teistlerin Tanrı'nın varlığına yönelik argümanları mantık kuralları kullanılarak reddedilmektedir. Reddedilmektedir dedim çünkü konuyla ilgili bütün argümanlar yazar tarafından reddedilmiştir. Mantık kuralları kullanılırken de bazı noktalarda yazarın hata yaptığını düşünüyorum. Örneğin bir ateist argüman olarak "Tanrı'nın ahlaki kötülük yapmayacak şekilde özgür irade sahibi insanlar yaratılması" hususunda 78. sayfada "eğer her öz, dünyalararası ahlaki bir yozlaşmışlıktan mustaripse, o halde ahlaki iyiliği içeren ama ahlaki kötülüğü içermeyen bir dünyayı yaratmak, Tanrı'nın kendi gücünün ötesindedir" diyerek tüm insanların ahlaki yozlaşmışlıktan mustarip olduğunu baştan kabul etmiş ve insanların bu durumdan mustarip olmadığı durumu yok saymıştır. 89. sayfada ise doğal afet vb. özgür insan iradesinden kaynaklanmayan kötülüklerin sorumlusu olarak "diğer rasyonel ve büyük ölçüde özgür varlıklar" sorumlu tutulmuş, bu kabulün mantıksız bulunduğunu kabul etmekle birlikte mantıklı bir cevap sunmamıştır. Tanrı'nın varlığına ve yokluğuna yönelik argümanları reddeden yazar kitabın sonunda ise (sayfa 146) Tanrı'nın varlığını inanca bağlayarak konuyu kapatmıştır. Sanırım yapabileceği başka bir şey de bulunmamaktadır. "Tanrı'ya inandığım için aşağıdaki argümanın sağlam olduğunu düşünüyorum. Ya Tanrı vardır ya da 7+5=14 eder. 7+5=14 olamaz. O halde Tanrı vardır. Fakat açık bir şekilde bu bir kanıt niteliği taşımaz. Çünkü zaten sonucu kabul etmeyen hiç kimse, ilk öncülü de kabul etmeyecektir."
Felsefe
Tanrı, Özgürlük ve KötülükAlvin Plantinga · Fol Kitap · 2022113 okunma
Çok başarılı
10/10
·255 syf.·
Beğendi
·
2026 26. kitabı
Öncelikle kitabı çok beğendim. 1900'lü yılların ortalarında yaşanan totaliter rejimlerle ilgili bir şeyler okumak istediğinizde, daha çok Hitler ve Yahudi soykırımı ile ilgili eserlerle karşılaşıyorsunuz. Bu kitap ise Stalin rejimini isim vermeden anlatıyor ve bir dikta rejiminin kendi yandaşlarını nasıl yiyebileceğini edebi bir üslupla anlatmış. Felsefi açıdan da kitabı okurken birçok soru kafanıza takılacaktır. Siyasi/felsefi yönden oldukça doyurucu bir kitap ancak edebi yönden de oldukça başarılı bir roman olmuş. Roman kahramanının tutukluluk süreci, yaşadığı diş ağrısı, sorgulama esnasında ışığın verdiği rahatsızlık vb. bu hisleri bizzat yaşatıyor. İletişim Yayınları'na da ayrıca teşekkür etmek lazım. Güzel bir çeviriyi neredeyse hatasız basmışlar.
Edebiyat
Gün Ortasında KaranlıkArthur Koestler · İletişim Yayınevi · 2019568 okunma
Her Distopya Birilerinin Ütopyasıdır
Puan vermedi·272 syf.·
2026 24. kitabı
Bir yazar düşünün "düzenin her türlüsü kaostan yeğdir" desin ve Batı Avrupa soyunun bozuluşunun öjenik tedbirlerle durdurulabileceğini düşünsün. Bu yazar daha sonra yazdığı romanda; düzenin korunabilmesi için özgür iradenin engellendiği, toplum profilinin öjenik tedbirlerle oluşturulduğu bir ütopya anlatsın. Bunu okuyan okurlar da kitabı distopyanın temel kitaplarından biri olarak kabul etsin. Aslına bakarsanız kitap gerçekten bir distopya anlatıyor. Çünkü toplumdaki sınıflar, bilimsel çalışmalarda doğumdan itibaren gelişmeler kontrol edilerek üretiliyor. Örneğin alfalar zeki ve yönetici sınıfı oluştururken, bilinçli olarak beyin gelişimleri engellenen epsilonlar en alt sınıfı oluşturuyor. Bu sınıfların fiziksel özellikleri de birbirinden bariz bir şekilde ayrılıyor. Toplumdaki tüm sorunlar soma adı verilen uyuşturucu ve sınırsız cinsel deneyimler kullanılarak yok sayılıyor. Bir açıdan distopik bir toplum şekli olarak kabul edilse de, roman içerisinde tüm sınıfların hayatından memnun oldukları, alt sınıftaki kişilerin üst sınıfta olmak istemeyecekleri gibi savunmalar yapılıyor. Bu düzene uymayan üç kişiden biri fiziki geriliğinden dolayı kompleksli, böbürlenmekten hoşlanan ve arkadaşlarını satan, diğeri ise kendini kırbaçlayan, şiddet yanlısı kişiler olarak olumsuz bir şekilde tanımlanmış. Hatta sistem o kadar iyi ki, düzene uymayan bu kişiler sanki cezalandırılmıyor da kendileri gibilerin olduğu adalarda toplanıyor. Sonuçta distopya örneği olarak okuduğum birçok kitapta, sistemden rahatsız olan veya sistemden zarar gören karakterler bir şekilde yakalanarak sistem dışına çıkarılır ya da sistemi değiştirirlerdi. Bu kitapta ise bu kişiler ne gerçekten cezalandırılıyor ne de sistemi değiştirebiliyor. Hatta kahramanlar, kitabın bir bölümünde uyuşturucu almalarını önleyerek
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,3bin okunma