Proleter; geçimini çalışarak kazanan, sermaye sahibi olmayanlar. İşçi, doktor, avukat, yazar gibi meslekleri yürütenler proletarya sınıfına dahil edilirler. Hatta fikir işçisi olan Marks da bu sınıfa dahildir.
Komünizm; ortak mülkiyete dayalı, sınıfsız ve devletsiz bir yönetim sistemi. Devlet ya hiç yoktur ya da sadece denetleme görevi yürütür. Sosyalizmden farklıdır. Çünkü sosyalizmde özel mülkiyet vardır, sadece üretim güçlerinin mülkiyeti (toprak, fabrika vb.) devletin elindedir. Yani devlet vardır ve oldukça güçlüdür. Bir nevi komünizme geçişte bir basamak diyebiliriz sosyalizm için.
Marks’a göre tarihte doğrusal bir ilerleyiş vardır. Feodaliteyi burjuvazi takip etmiş, burjuvaziden doğacak proletarya devrimi ile de son adımda komünizm kurulacaktır. Proletarya devrimi feodal dönemde olamazdı, bu yüzden burjuvazinin gelmesi gerekiyordu.
Bununla birlikte Marks’ın öngörüleri (en azından yaşadığımız döneme kadar) gerçekleşmedi ve kapitalizm bir şekilde ayakta durmaya devam etmektedir. Bunun farklı sebepleri olabilir.
Öncelikle kapitalizm hatalarından ders alarak bu hataları düzeltme yoluna gidiyor. Çalışanların refah düzeylerinin artırılmasına yönelik düzenlemeler yapılıyor. Hastaneler, okullar gibi. Ayrıca proleter olarak tanımladığımız topluluğun üyeleri arasında farklılaşma yapılarak bütünlük bozuluyor. Bugün ülkemizde bile proleter olarak nitelendirebileceğimiz iki kişi arasında 20 kattan fazla fark olabiliyor. Bir de proleter olarak tanımladığımız kişiler sistemi olduğu gibi kabul ediyorlar. Bu kişiler mümkünse kendi çocuklarını özel okullara gönderiyor, mümkünse küçük de olsa bir şirket kurup başkalarının emeği üzerinden geçinmenin hayalini kuruyorlar. Zaten sistem de sınıflar arası geçişin önünü tamamen kapatmadığı için insanlar kendilerini dahil oldukları