Umudumuzu iyice yitirdiğimiz bir gündü. Maud korkuyordu, ama korkusunu belli etmemeye çalışıyordu. İşin aslına bakılırsa, ben de öyleydim. Korkumuzu birbirimize belli edersek yaşama gücümüzün azalacağına, kaybolacağına inanıyorduk.
"Yanılıyor muyum yoksa?" diye mırıldandım. "Hayalet'e rastlamadan önce, ben kendimi hayatın monotonluğuna kaptırmış, işinden başka bir şey düşünmeyen bir yazardım. Ama şimdi özveri, koruma hissiyle doluyum. İçimde bir sevgi var. Yoksa bana bu güzel duyguları burasının vahşi havası mı duyurdu? İnsanları daha yakından gördüm, onları tanıdım, acılarına ortak oldum, onlara daha bir yakınlaştım. Evet, Kaptan Larsen çok haklı. Değiştim ben! "
Parmağında bir kadın yüzüğü, şapkası kirli, ayakkabıları pırıl pırıl boyalı, artık kimseyi ilgilendirmeyen bir adam yürüyor, tramvaya binmek üzere koşuyor...
İlkbaharın yeşilliğine bürünmüş olan doğadaki her bir yaprağın şeklini kağıda çizebilirim, şimdi sonbaharda bile kestane çiçeklerinin hoş, tozlu, yumuşak kokularını hala hissediyorum; şayet o saatleri bir kez daha anlatıyorsam bunun nedeni o anları kaybetme korkusu değil, onlara tekrar kavuşma sevincidir.