Köprü Krallığı çıktığı zaman favorim olmuştu ve serinin ikinci kitabı olan Hain Kraliçe'yi heyecanla bekliyordum.
Ama bu ne ya?
Tam. Bir. Hayal. Kırıklığı.
Kitap, Köprü Krallığı'nın bittiği yerden devam ediyor. Aren kendince, Lara da kendince takılıyor. Eh hadi ilk sayfaları olayların gelişimi hatırına anladık. Ya sonrası?
Lara'nın kız kardeşleriyle buluşması, Aren'le yaşadığı maceralar oldu bittiye getirilmişti. Bende yarattığı his buydu en azından. Kimse Lara'yı bir kereden fazla sorgulamadı. Kadın bir kere "Üzgünüm," dedi sonrası teferruat.
Ne var ki beni hayal kırıklığına uğratan bölüm bahsettiğim Lara Macera Yolunda kısmı değildi. Kitabın sonlarına doğru adrenalinin gittikçe yükseldiği anlar oluyor ancak bu olaylar "Bam bam bam!" şeklinde ilerlediği için duygusal anlamda hiçbir yatırım yapamıyoruz. Koca savaş iki sayfada olup bitiyor.
Suratımı buruşturarak okuduğum kısımlar ise Lara'nın küçük bir ordu gibi yazılması. Bu kadını kimse öldüremiyor. Ne hayvanlar ne insanlar... En imkansız durumlardan ufak sıyrıklarla kurtuluyor. Yahu John Wick misin kadın, bu ne mübarek aura?
Spoi vermemek adına Lara'nın nelerden sağ çıktığını söylemeyeceğim ama okuyunca "Hadi be oradan!" diyeceksiniz diye tahmin ediyorum.
Bence yazar Lara'yı fazla abartmış. Öyle bir kadın olsam benim kimseye eyvallahım olmaz. Lara direkt ilahlığını ilan etsin bence.
Demem o ki bu kitap beni büyük hayal kırıklığına uğrattı. Bazı yerlerde akıcı bazı yerlerde bayıcıydı. İkilinin arasındaki ilişkiyi de beğenmedim. Aren, Lara ile yattıktan sonra hemen "Bu yaşanmamalıydı," diyor sonraki iki sayfada "Sensiz asla," diyor. Meh~
Okumasam da olurdu sanki. Keşke Köprü Krallığı ile zirvede bıraksaydım.