Gurur ve Önyargı, insanı büyüleyen bir klasik..
Yıllar önce bir gün ansızın keşfettiğim film olan Pride and Prejudice, her yıl yılbaşında izleme gereksinimi duyup kendimce aşkı özümsediğim ve kitabını okumaya geç kalmış olmakla hüzünlendiğim bir başyapıt kendisi.
Kitaba gelecek olursak; romanımız kısa bölümlerden oluşuyor ve okuyucusunu sıkmadan müthiş bir anlatımla hikaye akıyor. Romanda 1800'lerin İngiltere'sinde orta ve soylu kesimlerin yaşam tarzları betimleniyor. Kitap Elizabeth ile Mr Darcy arasındaki çatışma ve aşktan bahsediyor. Son derece kibirli ve gurur sahibi bir adam olan Mr Darcy'nin elinde olmadan kapılıp gittiği Elizabeth'e olan aşkı ile birlikte nasıl dize geldiğini anlatıyor.
Kitap; aşkı anlattığı kadar arka planda sistem ve dönem eleştirisini, toplumun kadına biçtiği rolü işleyen, aynı zamanda dönemin yaşam tarzına, insan ilişkilerine ve toplumun geleneklerine ışık tutan bir kült eser olarak karşımıza çıkıyor.
Bir önemli ayrıntı ise Elizabeth ile Yazarımız arasındaki müthiş benzerlik. Elizabeth ilk başta önyargı ve gururla başlayan bir ilişkinin içerisine girmişse de umduğu aşkı buluyor. Fakat Jane ise yoğun duygular beslediği ve hayatının aşkı olan çok değerli Tom Lefroy ile hiçbir zaman bir araya gelemiyor. Elizabeth ile Mr Darcy arasında aşk kazansa da Jane ve Tom arasında ne yazık ki aşk değil, toplumda yer edinmiş maddiyat ve sınıf ilişkileri kazanıyor. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, hikayenin Austen'ın yaşamak istediği mutlu son ile bittiğini düşünmek yanlış olmaz. Zira Jane Austen Tom Lefroy'dan, Mr Darcy adında bir karakter yaratarak onu ve aşkını ölümsüzleştirmeyi başarıyor.
Dipnot: Film birçok yerde 2 saat 6 dakika olarak gösterime girmişse de aslında 2 saat 8 dakika sürüyor ve o son 2 dakika filmde geçen en değerli sahnelerden