Yaz aylarında bana evlilik teklif etmiş, sonra hemen unutmuştu. Beni kendi malı gibi görüyordu, benden başka bir kızı sevemeyeceğini söylemiş, sonra beni boşlamıştı. Onu iki kez tekmeledim...
Bu incelemenin ironik ve samimi bir inceleme olacağını şimdiden söylesem iyi olur çünkü bu kitabı başka türlü incelemeye gerek olmadığını düşünüyorum. Sahafta kitap takası yaparken gözüme çarpan Rezonans Kanunu'nu bu kadar yücelten şeyin ne olduğunu merak ettiğimden almıştım. Aldığım gibi de okumaya başladım, okuduğum gibi de her süslü ve içi boş cümlelere "aynen" ibaresini yapıştırarak kitabı bitirdim. İşte 4 maddede Rezonans Kanunu:
1) ALINTI SÜSLEMESİ
Güney Afrika eski başkanı Nelson Mandela'dan tutun, Thoreau, Lao Tzu, Albert Einstein, Thomas Edison, Malraux, Buda, Goethe, Mark Twain, Keller, Kafka vb. isimlerin sözleriyle beraber farklı uygarlıkların atasözlerine kadar kullanılan alıntılarla adeta gözleriniz kamaşıyor. Fakat nedense yazarımız(!) "Pierre Franckh" tan güzel bir alıntı yakalayamıyoruz.
2) SAYFA SAYISI İLE MADDİ GETİRİNİN PARALELLİĞİ
Kitap 206 sayfa ama maksimum 50 sayfalık bir kitap olması gerekirdi. Hatta kitap olmaması gerekirdi de neyse. Belki de psikolog odasının bekleme salonunda motivasyon aşılayan bir broşür olmalıydı. Yazarın adeta antolojiyi andıran kitabındaki alıntı bolluğunun karşılığını yeterince aldığını düşünüyorum. hem bölüm başlarına hem de tek bir sayfaya, edebiyata adını yazdırmış insanların sözlerini koyarak gerçekten büyük bir iş başarmış.(!)
Kendisi aynı zamanda motivasyon konuşmacısı, açılış konuşmacısı, iş adamı, seminer lideri, oyuncu ve film yönetmeniymiş. Bir de tüm bunlar varken neden yazar olmasın değil mi? Zaten son dönemde bu motivasyoncu tayfalarda kitap çıkarma arzusu oluyor ya da biz ona maddi arzular da diyebiliriz. Her taraftan bilinip, popüleriteyi elinde bir silah gibi kullanmak istiyor bu motivasyoncu bozuntular.
3) REZONANS ALANI İLE İSTEKLERİ GERÇEKLEŞTİRMEK
50 sayfa fikrimden vazgeçtim. Bu kitap tek
Victor Hugo’nun Bir İdam Mahkumunun Son Günü adlı eseri, idam cezası gibi evrensel ve tartışmalı bir konuyu ele almış. Kitap, bir mahkumun son günlerini ve zihnindeki çalkantıları ustalıkla betimliyor.
İdam cezası, tarih boyunca adalet sistemlerinin en sert cezalarından biridir. Taraftarları, bu cezanın ağır suçlar için caydırıcı bir etki olduğunu ve toplumsal düzeni koruduğunu iddia eder. Bu bağlamda, özellikle cinayet ve terör gibi suçlar için idam cezasının, suçluları durdurabileceği ve mağdurlara adalet duygusu sağlayabileceği düşünülür. Bu cezayı Kabul etmeyenler içinse, bu cezanın insan hakları ihlali olduğudur. İdam cezası, bir kişinin yaşam hakkını devlet eliyle sonlandırdığı için insanlık onuruna aykırı olarak değerlendirilmektedir. Yanlış hüküm durumunda geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabileceği ve bireylerde olduğu kadar toplumsal düzeyde de travmatik etkiler yaratabilir.
Victor Hugo, eserinde bu travmatik etkilerin bireysel boyutunu ele alır. Roman, isimsiz bir mahkumun idamına saatler kala yaşadığı psikolojik çöküşü, korkuyu ve çaresizliği tüm gerçekliğiyle sunar. Hugo’nun ustaca betimlemeleri, mahkumun içinde bulunduğu korkunç ruh hâlini gözler önüne sererken, aynı zamanda idam cezasını güçlü bir şekilde eleştirir. Eserin mesajı, idamın yalnızca mahkumu değil, aynı zamanda adaleti uygulayanları da insanlık dışı bir sürece dahil ettiği yönündedir.
Bununla birlikte, kitabın ağır ilerleyen yapısı ve monoton sayılabilecek anlatım tarzı, özellikle akıcılık bekleyen okuyucular için zorlayıcı olabilir. Anlatının büyük ölçüde mahkumun içsel sorgulamalarına dayanması, kitabı daha çok felsefi ve vicdani bir metin hâline getirirken, bazı okuyucular için sıkıcı bir hâl alabilir.
Ancak, kitabın idam cezası gibi ciddi bir meseleyi ele alması ve insanlık onuruna dair