Öğütücü, atölyenin birinde yapılmış, sonra da kendini
birinin her sabah kahve öğütülen evinde bulmuştu. Sıcak
ve canlı eller onu tutmuştu. Onlar da öğütücüyü patiska
veya pazenin altında bir insan kalbinin attığı göğsüne bastırmıştı.
Sonra, savaşın gidişatı, insanların vahşi ölümden
panik halinde kaçışları sırasında, diğer nesnelerle birlikte
onu da mutfaktaki güvenli bir raftan, bir kutuya, valizlere
ve çuvallara, tren vagonlarına nakletmişti. Diğer şeyler
gibi öğütücü de dünyanın tüm karmaşasını emmişti: Ateş
altındaki trenlerin görüntüleri, boşa akan kan dereleri
ve her yıl farklı bir rüzgarın pencereleriyle oynaştığı terk
edilmiş evler. Soğuyan insan bedenlerinin sıcaklığını ve
aşina olanı terk etmenin umutsuzluğunu emmişti. Eller
ona dokunmuş, ölçülemeyecek miktarda düşünce ve duyguyla
temas etmişlerdi. Öğütücü bunları kabullenmişti,
çünkü her tür madde bu kapasiteye sahipti -fani ve geçici
olanı yakalama kapasitesine.
Neden bu kadar geç okudum diye çok üzüldüm...
Hemen okuyun derim
Kitapta yok yok; inanılmaz akıcı bir dil, güçlü karakter analizi, heyecan verici olay örgüsü, nokta atışı karakter psikoloji çözümü…
Ama asıl anlatılan iyilik ve kötülük…
Kabil ile Habil meselesini kitaptaki karakterler üzerinden de işleyerek size bir soru soruyor aslında…
‘’Sen olsan hangi yolu seçerdin?’’
Kitaptan alıntı;
‘’Adem, karısı Havva’yı tanıdı, kadın gebe kaldı ve Kabil’i doğurdu ve Tanrı’nın yardımıyla bir insan yarattım, dedi. Daha sonra kardeşi Habil’i doğurdu. Habil çoban oldu ve Kabil çiftçi oldu. Kabil dünya meyvelerinden oluşan bir armağan sundu Tanrı’ya ve Habil de öte yandan, sürüsünde ilk doğan yavrulardan ve yağlardan oluşan bir armağan sundu. Tanrı Habil’e ve armağanına beğenircesine baktı; ama Kabil’i ve armağanını beğenmedi. Kabil çok kızdı ve yüzü asıldı. Ve tanrı Kabil’e şöyle dedi: “Neden kızdın ve suratın asıldı? Kuşkusuz iyi davranırsan, yüzün dik olur ve kötü davranırsan, günah kapına dayanır ve istekleri sana yönelir, ama sen, sen ona egemen olursun. O sırada kabil, kardeşi Habil’le konuştu; ama ikisi de tarladaydılar. Kabil kardeşi Habil’in üstüne atıldı ve onu öldürdü. Tanrı Kabil’e şöyle dedi “Kardeşin Habil nerede?” o yanıt verdi: “Bilmiyorum, ben onun bekçisi miyim?” ve Tanrı şöyle dedi: “Ne yaptın? Kardeşinin kanının sesi topraktan bana haykırıyor. Şimdi senin elinden kardeşinin kanını almak için ağzını açan toprak tarafından lanetleneceksin. Toprağı ektiğin zaman, o sana artık zenginlik vermeyecek. Yeryüzünde serseri ve göçebe olacaksın”. Kabil Tanrı’ya şöyle dedi: “Cezam dayanılmayacak kadar büyük. İşte bugün beni topraktan kovuyorsun; senin yüzüne görünmeyeceğim, yeryüzünde serseri ve göçebe olacağım ve kim beni bulursa, öldürecek”. Tanrı ona şöyle dedi: “Eğer
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 201711,5bin okunma