Gerçek şu: Şehir ortamında yaşayan kadınlar çok ağır bir sahte estrojen yükü altında. Doğu toplumlarında kırsal alanda yaşayan kadınların kanındaki estrojen düzeyleri, Batı toplumlarındakinden daha düşük. Burada yanlış yerde duran şehirli kadınlar. Şehrin zehirli ortamındaki kadınlar sağlıksız boyutta yüksek bir estrojen ve xenoestrojen yüküyle yaşıyorlar. Bu yüksek düzeylerden düşmenin başladığı
menopoz çağında yaşadıkları dengesizlik de, haliyle daha ağır oluyor.
Xenoestrojenler denen hormon bozucu toksinler, aslında çok güçlü ama sapkın birer estrojen taklitçisi. Yapıları estrojene çok benziyor. Aynen çakma hormonsular gibi, estrojenin anahtar yuvasına giriyor fakat yanlış ve sapkın bir mesaj veriyorlar.
Yuvadan çıkmak bilmiyorlar. Estrojen baskınlığı belirtileri altında sıraladığımız skıntıların modern şehir yaşamında bu denli artmasının en önemli nedenlerinden biri de bu zehirler.
Açıkça söylersek, tip biliminde bilgi ve "bilimsel kanıt üretimine ilaç şir-
ketlerinin yön verdiği, herkesin farkında olduğu bir gerçek. Hakkında konuşmaktan, hatta düşünmekten kaçındığı tatsız, rahatsız edici bir gerçek. Son 30 yılda tibbi araştırmalar, yani benim deyimimle söylersem “kanıt sertifikaları” o denli pahalıya mal olur hale getirildi ki, tedavi deyince en pahalı yöntemler dışında öylesine başka bir şey düşünemez hale geldik ki, “İyi de para olmadan bu araştırmalar nasıl yapılacak? Olacak canım artık o kadar" yaklaşımı hepimizin beynini kilitledi gitti.
Mitolojik efsaneler ile harmanlanmış bir kurgusu var. Aslında kadının tüm zamanlar içerisinde değişmeyen makus talihi, konumu, savaşı ve sevgisinin hikayesi..
Sürükleyici ve keyifliydi...
Bu kadar basitti. İstiyorsun madem, yapacağım. Mutlu olacaksan, seninle geleceğim. Bir yüreğin çatladığı bir an var mıdır?
Ama çatlak bir yürek yeterli değildi ve ben bunu bilecek kadar akıllanmıştım. Onu öptüm ve orada bıraktım.