A

Sonradan, bu sosyalist sistemin, insanları özgür yapmak istediği halde iş başına geçtikten sonra herkesi bir liderin kölesi yaptığını ve bireyci, hizipçi, sonra da devletçi hale geldiğini gördük. Proudhon, mektuplarından birinde Marks'a şöyle yazmıştır: “ Eğer biz bir iş yapmak istiyorsak, mütevazı olmalıyız. Bu işi sadece halkı bilinçlendirmek ve uyandırmak için yapmalıyız. Tekrar peygamberciliği ortaya çıkarmamalıyız. Kendimizi emredici ve nehyedici olarak halka dayatmamalıyız. Dünyada yeni bir dinin ve fırkanın kurucusu olmamalıyız. Çünkü ben, senin bu ekolünün yarın devletin dini haline gelmesinden ve devletçiliğin Allah'a tapmanın yerine geçmesinden korkuyorum.” Gerçekten de onun tahmin ettiği şekilde olduğunu gördük.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bilgi dininin, hak dinin sağladığı bilinçli şükür, insanın en büyük bilinç göstergesidir. Bu da insanın öz değerlerinden haberdar olmasından ibarettir. Nimete şükreden insan o nimete karşı bilinçlidir. Fakat sapık din felsefesinin bahsettiği şükür, zavallılık şükrüdür, bedbahtlık felsefesinin şükrüdür. Bu şükür, "Allah'ımıza şükürler olsun ki kulağımız koltuğumuz altında değil." diyen zavallının şükrüdür. (Zavallının başka hiçbir nimeti yok Allah'a şükretmek için ille de bir şeylerin ardına düşüyor. Böyle hoşnut oluyor: Kulağımız koltuğumuzun altında olmadığı için Allah'a hamdolsun!) Eğer koltuğumuzun altında olsaydı birisi bize bir şey söylediğinde devamlı olarak kolumuzu kaldırmak zorunda kalırdık. Ne kadar komik! Şimdi hiçbir yerimizi oynatmadan karşı tarafı duyabiliyoruz, Allah'a şükür! Orada birisi vardı. Ona dedi ki: Abi, yeter artık; Allah'ı daha fazla utandırma! Allah'a ne için şükrediyorsun?
Bir Afrikalı kabile reisine tamamen altın bir Renault satıyor.Yurdunda iki kilometre cadde bulunmayan bir kabile reisine. Renault'u deveye yükleyip getiriyorlar, kale kapısının ağzına bağlıyorlar. Başkalarına karşı övünsün diye. Aptalca bir döngü! Bu oyuncak olmalar ve oyuncak bebek olmalara karşı nelerini feda ettiğini sana ne anlatabilir? Kim, hangi ses ve hangi feryat ona bunu anlatabilir ve gözlerini açabilir? Sonunda gözü onlar verirler, şuuru onlar verirler, duyguyu onlar verirler, bilgiyi onlar verirler, bütün ilke değer ve estetikleri bize onlar empoze ederler. Ancak onların bize güzel gösterdiği renkler hoşumuza gider. Hatta yemeğin rengini ve lezzetini, içkilerimizin tatlılığını ve ekşiliğini dahi kendi başımıza seçemeyiz. İnsana bu derece taklitçi olduğunu, bu ölçüde her üretileni tükettiğini ve karşılığında neleri kaybettiğini ancak öz bilinç anlatabilir. Toplumun kaderinin hangi çengeller karşısında esir olduğunu ona anlatabilecek tek şey sosyal bilinçtir. Bunu o kendi başına anlayamaz. Evet onu bu lüks aptallığından, güzellik aptallığından, aldatıcı aptallıktan ancak bu iki tür bilinç(sosyal ve öz bilinç) kurtarabilir. Ne felsefe ne bilim ne de teknik.
Allah'ın nimetlerine zavallılıkları ve talihsizlikleri ölçüsünde şükrederler! Bu eşekleştirici şükür neyin nesidir? Bu, bilinçli şükrün, nimetin farkında olarak edilen şükrün tam tersidir. Bu, nimetten gafil olmaktır, mahrumiyetten habersiz olmaktır. Bu, ellerinden aldıkları nimetleri bilmemek, onlardan gafil olmaktır. Sürekli olarak "Allah'ım, bundan daha beteri olmadığı için sana şükürler olsun!" derler. Her zaman senden aşağıda olanlara bak. İyi de karar böyleyse başka birisi niçin ileri gitsin? Madem karar böyle; biz Afganistan'a bakalım, Afganistan Yemen'e baksın, Yemen Mozambik'e baksin. O zaman niçin yerimizden kıpırdayalım? Böyle bir şükür, gerileme felsefesidir, büyük bir felakettir.
Dedim ki; Fâtıma yüce Hatice’nin kızıdır. Ama baktım ki bu Fâtıma değil. Ardından Fâtıma Hz.Muhammed (sav)’in kızıdır, dedim. Fâtıma Ali’nin eşidir, diyecek oldum. Ancak gördüm ki, Fâtıma bu da değil. Fâtıma Hüseyin’in annesidir diyeyim dedim. Ama yine gördüm ki bu Fâtıma değil. Bir an için Zeyneb’in annesidir, dedim içimden. Oysa gördüm ki Fâtıma bu da değil. En sonunda şu neticeye vardım: Evet, bunların hepsi doğrudur, fakat Fâtıma bunların hiç birisi değildir. Fâtıma Fâtıma’dır.’