A

A
@naperva_
90 okur puanı
Ocak 2021 tarihinde katıldı
Tek hakikat: her düşünceye saygı. Kızıl şal görmüş İspanyol boğası gibi, her düşünceye ve her düşünene saldırmak. Bu canım memleket, bu yüzden bir cüzzamlılar ülkesidir. Ben herhangi bir tarikatın sözcüsü değilim. Yani ilan edecek hazır bir formülüm yok. Derslerimde de, konuşmalarımda da tekrarladığım ve darağacına kadar tekrarlayacağım tek hakikat: her düşünceye saygı.
Sayfa 53
SÖZCÜK MAHPUSLARI III
Sözcükleri kullan­makla, çevremizdeki şeylere sahip oluruz. Sahip olunca da kendimizi güçlü, her şeyi denetleyen bir konumda hissede­riz. Aymazlığımızın doruğu da budur işte. Başını kuma gömen devekuşundan farksız bir durum. Birer ikame olan söz­cükler, kendimizi yaşama bırakmaktan alıkoyar, deneyimle­rimizin önüne geçer. Sözcükler bizi kör eder. Tüm duygu­larımızı ve düşüncelerimizi birer sözcüğün içine sıkıştırma yolundaki baskın faaliyet, duyularımız aracılığıyla ulaşaca­ğımız kavrayışı engeller, önünü keser. Böylece duyular, söz­cüklere bir yardımcı olarak kullanılır yalnızca.
SÖZCÜK MAHPUSLARI III
Oysa sessizlikte, sezinlediğimiz ama tanımadığımız dürtüle­rin, özgürlüğün ve gelişigüzelliğin son noktası saklıdır. Söz­cükleri kullanmakla, sessiz dünyaya kendi düzenimizi zor­la kabul ettirmiş oluruz. Kendimizi güvende hissederiz. Söz­cük kullanmamız, etrafı izleme, bilinmeyeni sorgulama, söz­lü tanıma haritası olmayan şeyleri sözcüklerle kodlama eği­limimizden doğan bir gücün işaretidir.
Aynı dışsal olaylar ya da koşullar, herkesi bütünüyle başka başka etkiler ve herkes aynı ortamda yine de başka bir dünyada yaşar. Çünkü ancak kendi tasarımlarıyla, duygularıyla ve istenç devinimleriyle doğrudan bir ilişki içindedir; dışsal olaylar ancak içsel olayların izin verdiği ölçüde o kişiyi etkiler. Herkesin içinde yaşadığı dünya, öncelikle kendi kendisini kavrayışına bağlıdır; bu yüzden kafaların farklılığına göre yönlenir: Bu farklılığa göre yoksul, dar ve sığ ya da zengin, ilginç ve anlam dolu olabilir. Herkes tıpkı kendi derisinin içinde olduğu gibi, kendi bilincinin içinde yaşar: Bu yüzden dışarıdan pek de yardım edilemez ona. Sahnede biri prensi, bir başkası danışmanı, bir üçüncüsü hizmetçiyi ya da askeri ya da generali vb. oynar. Ama bu farklılıklar yalnızca dış görünüştedir. İç dünyada böyle bir görünüşün çekirdeğinde, herkeste aynı şey yatar: Eza ve cefa içinde yoksul bir komedyen. Kimse kendi bireyselliğinin dışına çıkamaz.
"Her şeyden evvel hiçbir insan mutlu değildir; bütün hayatı boyunca hayali bir mutluluk peşinde koşup durur, onu nadiren ele geçirir ve ele geçirse bile, geçirmesiyle birlikte bir yanılsamadan, bir düş kırıklığından başka bir şey kalmayacaktır geride; ve kural olarak sonunda bütün umutları suya düşecek ve limana bir enkaz halinde girecektir. O halde yalnızca her an değişip duran şimdiden ibaret olan ve şimdi sona eren bir hayatta mutluluk olmuş mutsuzluk olmuş hepsi birdir." "Doğuştan gelen tek bir yanılgı vardır ve bu da mutlu olmak için var olduğumuzdur. Bu bizde doğuştandır, çünkü bu bizim varoluşumuzla çakışır ve bütün varlığımız onun tefsirinden, hatta bedenimiz onun monogramında ibarettir. Biz yaşama iradesinden başka bir şey değiliz, ve bizim bütün istememizin ardışık tatmini mutluluk kavramıyla düşündüğümüz şeydir."