A

Dolayısıyla kadınlara karşı gönül okşayıcı davranış doğaldır, cinsiyetlerine bağlı sefaletten onları teselli etmeye çalışırız, bizim yasalarımız genellikle bu sefaleti iki misline çıkarmaya yarar, en başta da ahlâki ve dini yasalarımız, kadınlar bu yasaların kurbanıdırlar, biz onları mütevekkil kıldıkça daha da içler acısı olur halleri. Yüzyıllardan beri onları daimi hamileliğe mecbur ediyoruz, onlara en insanlıkdışı fikirleri aşılıyoruz; Bizim üretkenlik idealimizden daha acımasız ne olabilir? Biz kadını kişisellikten yoksun bir alet mertebesine indiriyoruz ve onu üretmeye zorluyoruz, feda edilecek olanları, hem de zorunluluktan.
Reklam
"Zihninin bir kadın tarafından bu derece işgal edilmesi onun için yeniydi. Kaygı, öfke, intikam arzusu ya da annesinden ilham aldığı bazı tatlılıklar yahut ablasının onda yol açabildiği karanlık ve yatışmış duyguların değil; kimi zaman inanılmaz güzel ve tehlikeli bir sel gibi çağlamaya koyulan saf ve akışkan bir şeyin istilasına uğramıştı ve bu onun için inanılmaz derecede yeniydi."
Kendi yaşamımla pek ilgilendiğim yok, bu da beni duyarsızlaştırıyor, hoşnutluğumu, sevgimi söküp atalı yıllar oldu, dalgaların dövdüğü kayalar gibiyim, deniz gri, gök siyah, bulutlar geçiyor ve geride eserler kalıyor. Köklerimi acının olduğu kadar zevkin de reddi içine salıyorum, sevgim ermişçe bir ilgisizliğe varıyor, artık bu ilgisizlikle kaynaşmışım, bütün yaşamım bir ölüm okulu, aslında pek bir meziyetim yok ve çocukluğumdan beri kendimi asla rahat hissetmedim, kalıcı rahatsızlıkların eline düşmüşüm ve ancak deva buldukça varlığımı sürdürüyorum.
Bana gelince, artık ruhumu kapattım. Artık kimseye neye inandığımı, ne düşündüğümü ve neyi sevdiğimi söylemiyorum. Bu korkunç yalnızlığa mahkûm olduğumun bilincinde, herhangi bir fikir ileri süremeden bakıyorum olaylara. Fikirler, kavgalar, zevkler, inançlar, hiçbiri umrumda değil! Kimseyle bir şey paylaşmadığımdan, her şeye de ilgimi kaybettim. Fikirlerimi göstermeden, keşfedilmeden yaşıyorum. Günlük konuşmalar için sıradan cümlelerim ve konuşma ıstırabına bile katlanmak istemediğimde "evet" diyen gülüşüm hazır.
Sayfa 59
"Sesi cılızca da olsa çıkan birkaçımızın ise söyledikleri pek dinlenilmedi. Neticede manastırlarımız çökerken biz çaresiz bir şekilde izledik. Manastırlarımız bizim üstümüze çöktü. “Abbatia concidit in nos.” (Manastır üzerimize yıkıldı.) Oysa bizler bütün ömrümüzü manastırlarda geçirmiş insanlarız. Manastırlar bize sığınak olmuştu. Biz hep manastırlarımızın kalın duvarlarının bizi koruyacağını sanmıştık. Manastırların da korunmaya ihtiyaç duyabileceği hiç aklımıza gelmemişti. Meğerse yanılmışız. Manastırların da korunmaya ihtiyacı varmış. Çok geç fark ettik. Affet bizi sevgili manastırlarımız."
Reklam