“İnsanın başına gelen en korkunç şey, bir gün acı çekmeye alışmasıdır. Çünkü o an, artık kurtulmayı değil, katlanmayı öğrenmiştir.”
— Albert Camus, Veba
Bu kitap ergen tribi falan değil; dünyaya yabancılaşmanın kitabı. Holden her şeye “sahte” diyor çünkü büyümeyi, kirlenmeyi kabullenemiyor. Asıl derdi insanlardan nefret etmek değil; hayal kırıklığına uğramaktan korkmak. Bazı insanlar sert görünür ama aslında sadece kırılmamak için kaçıyordur. Basit gibi, ama içi bayağı yalnız.
Bu kitap aşk ya da kariyer romanı gibi başlıyor ama aslında hırsın insanı nasıl içten içe çürüttüğünü anlatıyor. Julien zeki, yetenekli, ama her şeyi bir basamak olarak görüyor. Sevdikleri bile araç haline gelince, yükselmesi kaçınılmaz oluyor ama aynı şekilde düşeceğini hesaba katmıyor. Zeka yetiyor, hırs yetiyor ama samimiyet yoksa insan kendini bile kandıramıyor. Soğukkanlı, keskin, acımasız bir klasik.
Bu kitap adaleti anlatmıyor; bu kitap suçlu hissetmenin bir hikâyesi. Josef K. neden yargılandığını bilmiyor ama bir yerden sonra öğrenmekten de vazgeçiyor. Sistem karmaşık değil aslında; sadece insanı yoran, bezdiren bir belirsizlik üstüne kurulu. Suç bazen işlediğin bir şey değil, var olman olabilir. Kitap bitince insanın üstüne bir ağırlık çöküyor.