“Şöyle demiş Filozof: ‘Günümüz gençleri öyle umursamaz ki, ileride ülke yönetimini ele alacaklarını düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Bize, büyüklere karşı saygılı olmayı, ağırbaşlı davranmayı öğretmemişlerdi. Şimdiki gençler çok duyarsız ve beklemesini bilmiyorlar.’ Ruhuna ve üslûbuna âşinâ olduğumuz bu söz, M.Ö. 8. yüzyılda yaşayan Hesiodos’a aitmiş. Ne de olsa her çağın Z Kuşağı diye yaftalanan bir nesli var. İşte bunun için Z Kuşağı diye söze başlayarak her şeyi bir çırpıda söyleyip, gençleri anlamama yarışına girmemeliyiz. Gençler şu dünyada yapıp edegeldiğimiz yanlışlar silsilesinin günah keçisi değildir!”
Gençlik…
Duyguların (olumlu ya da olumsuz), ideâllerin, hayâllerin/hayâl kırıklarının, cesaretin ve de korkuların; en zirvede yaşandığı çağ olması sebebiyle, tarihteki tüm inkılapların enerjisi ile itici gücü, geleceğin umudu… Bunun yanı sıra -menfî mânâdâ- bir o kadar eleştirilen, kimi zaman ötekileştirilen, törpülenen, anlaşılmayan varlık. Tabii ki bu bir tenâkuz… Durum böyle iken, tüm iletişim’sizlik hâllerinin tek müsebbibi sayılan yine onlar. Eğitimciler iyi bilir ki, yaşayarak öğrenme en kalıcı öğrenme biçimidir. Onların düşünce ve davranışları üzerinden değerlendirmeler yaparken; bugünün gençlerini yetiştirenlerin, bugünün ebeveynleri olduğunu aklımıza getiriyor muyuz? Getirmiyorsak eğer, tespitlerimizin samimiyeti ve objektifliği sorgulanmalıdır.
Kabul edilmesi gereken bir gerçek var ki; modern insanın genel olarak yaşadığı birçok handikabı sadece gençler değil, her yaş kesiminden insan tecrübe ediyor. Yetişkinler bu durumu göz ardı ederek, fiilleri açısından gençlere karşı bazen orantısız bir eleştiri kültürünü benimsiyor. Hangi konu olursa olsun; sonuca takılıp, nedenler üzerine kafa yormadığımızda sorunları aşamayız. Gençlerle ilgili kanıya