Piruz gülümsedi "Neden şaşırıyorsun Setterhan? Kimine İsa olarak görünür kimine Musa olarak, kimine Muhammed kimine zerdüşt olarak."
Setterhan ciddileşmişti. "Kimine değil" dedi. "Tümüne Muhammed Mustafa olarak görünür." "Sallallahu aleyhi vesselem."i derin bir saygıyla ekledi. " Sonsöz mühürdür o."
Piruz gülümsedi. "Tamam, tümüne." Ve devam etti.
"Tanrı bütün alemlerin tanrısıdır ve bütün gerçek dinler aynı bir Allah'ındır. Gerektiği kadar geriye gidebilirsen bütün ırmakların aynı kaynaktan çıktığını, ortak bir mazide her şeyin Aynı ortak başlangıca bağlandığını görebilirsin. Ama bunu yani bütün ırmakların aynı kaynaktan çıktığını görebilmek için bir hayli yükselmek gerekir."
Pîroz konuştukça, Setterhan onun anlattıklarına hiç de yabancı olmadığını fark etti, hele de bütün hikayeyi özetleyen cümleyle başlayınca "Yeryüzünde her şey iyi ile kötü arasındaki mücadeleden ibarettir. İnsana düşen bu ikisi arasında kendi safını seçmektir"
Setterhan aklına nicedir takılan soruyu esirgemedi. "Peki" dedi. "Nasıl oluyor da ateşe tapıyorsunuz? Yani gerçeklerin bu kadar farkındayken."
Piruz'un yüzünden bir incinmişlik ifadesi geçmedi ama "Bunu sormanı bekliyordum." dedi bembeyaz gömleğinin göğsünde esmer elini gezdirirken. "Soracağını bekliyor ama yine de sormamanı -sormayacağını değil- umut ediyordum." Durdu. Yutkundu.
"Biz ateşe tapmayız Setterhan" dedi. "Sen bakma bize yapıştırılan bu yaftaya. Öyle zannedilir. Öyle gösterilir özellikle. Hem sen Kur'an'ı iyi okumuş olsaydın Hacc suresinin 17. ayetinde adımızın müşriklerden ayrı tutulduğunu fark ederdin. Kitabımız vardır, ehli kitabız biz."
"Farz edelim ki şu anda sen cehennem gibi bir hayatın içindesin. Ama cennetteki yanın, bir perde üzerinde seyreder gibi şu an seni seyrediyordur. Bu da sen, o da sen. Sen ondan habersiz ama o senden haberdar. Bu kadar hepsi budur. "
O zaman Büyükhanım safça sormuştu:
"Acı çekmiyor mudur? "
"Çekmiyordur, bilen acı çekmez çünkü. "
"Büyük bedel." Demişti Büyükhanım. "Cennetteki yanım bütün bunların geçici bir gölge olduğunu biliyor ama bu dünyadaki yanım bilmiyor."
Cennette değildi Büyükhanım ama işte arkasında kalan kendisine bir fotoğrafın yüzüne bakar gibi bakıyordu. O Ben'in bu Ben'den haberi yoktu ama bu ben o ben'den haberdardı. Öyleyse bir yerlerde de bu ben'i seyreden başka bir ben vardı.