Belki de bunları okuyanlar şöyle diyordur: “Mübah şeylerle uğraşmak serbesttir, bunu yapmak niçin Allah’tan uzaklaşma sebebi olsun ki?”
Bu boş bir hayaldir. Dünya sevgisi her hatanın başıdır. Her türlü sevabı kurutur ve yok eder. Mübah dediğiniz alan da dünyadan zorunlu bir şekilde alınması gerekenin dışındadır. Dolayısıyla Allah’tan uzaklık vesilesidir. “Dünyanın Kötülenmesi” kitabımızda bu konu geçecektir.
İbrahim b. Havvas anlatıyor: “Bir keresinde Lükâm Dağındaydım. Bir nar ağacı gördüm, canım çekti ve ondan bir tane aldım. İçini açıp baktığımda onun ham ve ekşi olduğunu gördüm, ben de onu oracığa bıraktım. Ardından dağda, her tarafına arılar konmuş bir adam gördüm. Ona selam verdim. O da bana: ‘Aleyküm selam İbrahim.’ dedi. Şaşırarak ona beni nasıl tanıdığını sorduğumda bana: ‘Allah’ı tanıyan, her şeyi bilir.’ dedi. Ben de ona: ‘Belli ki Allah’la aranda özel bir bağ var, niçin bu arılardan seni kurtarması için ona dua etmiyorsun?’ diye sordum. O da bana: ‘Görüyorum ki senin de Allah’la aranda özel bir bağ var, sen de O’na seni nar meyvesinin şehvetinden koruması için yalvarsan? Çünkü arıların yol açtığı şeyin ağrısı bu dünyadadır, narın yol açtığı şeyin ağrısı öte dünyadadır.’ dedi. Bu adama çok şaşırarak oradan ayrıldım.”
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir gün kadın işten eve yorgun argın geldi. Kötü bir gün geçirmişti. Kendisini
gergin hissediyordu ve baş ağrısı çekiyordu. İstediği tek şey sessiz, sakin bir
ortamda biraz olsun dinlenebilmekti. Ama küçük kızı mutlu bir şekilde şarkı
söylüyor, hoplayıp zıplıyordu. Küçük kız annesinin ruh halinden habersiz,
kendi dünyasında, kendi rüyasında mutlu ve enerjikti. Kendisini çok iyi
hissediyor, neşeyle avazı çıktığı kadar bağırarak şarkı söylüyor ve koltukların
üzerinde hoplayıp duruyordu.
Küçük kızın gittikçe yükselen tonda söylediği şarkı ve hareketliliği
annesinin baş ağrısını iyice artırmıştı. Bir an geldi ve anne kontrolünü
kaybetti. Kızgınlıkla, küçük güzel kızına bağırdı. “Kes sesini! O çirkin sesini
kes. Sus ve otur!”
Gerçekte, annesinin o anda herhangi bir sese karşı toleransı sıfırdı. Gerçek,
küçük kızın sesinin çirkin olması değildi. Ama küçük kız annesinin sözüne
inandı. Ve o anda kendisiyle bir anlaşma yaptı. Küçük kız o andan itibaren
bir daha şarkı söylemedi. Çünkü sesinin çirkin olduğuna inanmıştı. Sesiyle
insanlara rahatsızlık vermemeliydi. Okulda da içine kapanık, utangaç bir çocuk haline geldi. Derslerde bile
şarkılara katılmıyordu. Hatta başkalarıyla konuşmakta bile zorlanıyordu.
Yaptığı bir anlaşmayla küçük kız için her şey değişmişti. "O artık sevgi ve
kabul görmek için duygularını bastırması gerektiğine inanıyordu."