"Utan, utan, Heathcliff!" dedim. "Kötüleri cezalandırmak Tanrı'nın işi; bizler bağışlamayı öğrenmeliyiz."
"Hayır, Tanrı bu işi yaparken, benim duyacağım zevki duymaz," diye karşılık verdi.
Geçmişi bugüne bağlıyor, arkasındaki sonsuzluğun iklimlere hükmeden, gelgitleri emreden o kudretli ritmi onun içinde de güm güm atıyor, ona da boyun eğdiriyordu. Geniş göğüslü, beyaz dişli ve kalın kürklü bir köpek olarak John Thornton'un ateşinin başında oturuyordu ama binbir çeşit köpeğin, yarı kurdun ve kurdun gölgesi vardı arkasında; onun yediği etin tadını çıkaran, onun içtiği suya susayan, esen yeli onunla koklayan, ormandaki yaban hayatın seslerini onunla dinleyip ona anlatan, onun ruh halini belirleyen, onun eylemlerini yönlendiren, o uyuduğunda onunla beraber rüyalar gören ve hatta onun rüyalarında kendileri de görünen ısrarcı, kendilerini dayatıp sürekli hatırlatan gölgeler.