AYNADAKİ YABANCI
Değer görmek ne güzel şey... Bu hissi hiç tatmamış bir insan bile, sevilenleri izleyerek onun güzelliğini içten içe sezer. Fakat bu izleyiş, zamanla acıtıcı bir kıyaslamaya dönüşür. İnsan imrenerek sormadan edemez: "Benim ne eksiğim var? Yanlışı nerede yapıyorum, onlar hangi doğruyu yapıyor?" Peki, sevilmek bir doğru-yanlış meselesi midir? Kusuru hep kendimizde aramak ne kadar adil? Belki de sorun bizim eksikliğimiz değil, sadece dilimizi henüz hiçbir kalbin bilmemesidir. Unutmamalı; insanın değeri başkalarının sevgisiyle değil, kendi yalnızlığına nasıl sarıldığıyla ölçülür.
Duygu ve Düşünce
"Herkes Biraz Pavlov'un İtidir.."
Bende agorafobi oluştuğunda şunu fark ettim: mesele sadece korku değildi. Daha derinde, kendimi yavaş yavaş bir şeye alıştırmış, sonra da o alışkanlığın içinde sıkışıp kalmıştım. Dışarı çıkmak bir tehdit gibi gelmeye başlamıştı. Oysa tehdit dediğim şeyin çoğu, zihnimde tekrar tekrar öğrettiğim bir şeydi. Sonra aklıma Ivan Pavlov geldi. Hani şu köpekli deney… zil çalıyor, yemek geliyor, bir süre sonra zil tek başına bile bedeni harekete geçiriyor. Basit bir refleks gibi anlatılır hep. Ama ben o noktada şunu düşündüm: İnsan dediğimiz şey de bundan ne kadar uzak? Dışarı çıkmak bir seçim gibi değil, bir eşik gibi görünmeye başlamış.O eşiğin her seferinde biraz daha büyüdüğünü fark etmemişim. Zihin, kendini koruduğunu sanırken aslında daraltmayı öğrenmiş. Ivan Pavlov’un köpeği zil çalınca nasıl tepki veriyorsa, ben de bazı düşüncelerin, bazı ihtimallerin, bazı “ya olursa” ların içinde aynı döngüyü yaşamaya başlamışım. Zil meğerse dışarıdan değil, içeriden çalmış. Herkes biraz Pavlov’un köpeği aslında. Sadece herkesin zili farklı. Kiminin telefonu, kiminin bir bakış, kiminin kalabalık bir sokak, kiminin yalnızlık hissi… Ama asıl mesele şu: Köpek zil çaldığında sadece tepki verir. İnsan ise bir an durup şunu fark edebilir: “Ben bunu neden böyle öğrendim?” Agorafobi dediğim şey de tam burada bir şeye dönüşüyor. Sadece bir korku değil, öğrenilmiş bir senaryo. Ve her öğrenilmiş şey gibi, yeniden yazılabilir. Belki de mesele dışarı çıkmak değil sadece. Belki mesele, zihnimde kurduğum o görünmez bağlantıları çözebilmek. Çünkü bazen en büyük mesafe, evle sokak arasında değil; insanın kendi içinde kurduğu şartlanmalar arasında oluyor.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
03.40
Bu aralar hayat şöyle hissetiriyor; "Nasıl bir his biliyor musun ? Oda çok geniş ama sığamıyorsun, bak kapı orda ama çıkamıyorsun, pencere açık ama nefes alamıyorsun..”
Alıntı
"Allah’a isyan etmeyen bir dille dua edin." demiştir Hâce Ali Râmîtenî Hazretleri. ​Çevresindekiler bu sözün hikmetini merak edip, "Efendim, biz günahkâr kullarız, isyan etmeyen bir dile nasıl sahip olabiliriz?" diye sorduklarında ise şu muazzam cevabı vermiştir: ​"Birbirinize dua edin! Çünkü sen onun diliyle, o da senin dilinle günah işlememiştir."
“Havayolu şirketindekileri ara ve rahatlatıcı hayvanını yanında getirmek istediğini söyle, yeter,” dedi. Havayolları gerçekten de bu tür hayvanlara izin veriyordu. Köpek, maymun ya da tavşan olabiliyordu ama kesinlikle kedi olamıyordu. Hükümet, kedileri rahatlatıcı hayvan olarak kabul etmiyordu. Annecik, “Havayolu şirketi senden deli olduğunu kanıtlamanı isteyemez. Bu ayrımcılığa girer. Nasıl ki kör birinden kör olduğunu kanıtlamasını isteyemezlerse, aynı şekilde senden de bunu isteyemezler,” dedi. Sonra ekledi: “Eğer deliysen, görünüşünden ya da davranışlarından sorumlu tutulamazsın.” Annecik ayrıca, delilerin ve engelli bireylerin uçakta öncelikli biniş hakkına sahip olduğunu söyledi. “Böylece sırada kaç kişi bekliyor olursa olsun, sen ve maymunun sıranın en önüne geçersiniz,” dedi. Tıkanma
1000Kitap
Ne gördün bütün kapıların birer birer kapandığı bu dünyada? Hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üze olduğunu haber verdiler mi sana? Birdenbire: "Burava kadar!" dediler. Oysa, bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara; pencereden görünen hiçbir ağacı, hiç'bir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin. Üstelik, "daha önce haber vermiştik derler. "Her şeyin bir sonu olduğunu genel olara belirtmiştik. Yaşarken eskidiğini ve eskittiğir söylemiştik. Tutunamayanlar
Alıntı