Puan vermedi·312 syf.·
2026 36. kitabı
Herkese yeni haftanın ilk gününden merhabalar.Şu sıralar hem yoğun hemde bol koşturmalı geçsede yinede kitaplarımdan ayrılamam diye heryere benle geliyorlarYinede okuduktan sonrada pişman olmadığım kitaplara denk gelmek bence gerçekten artık büyük ayrıcalık oldu.Çünkü bu kitap büyün tabuları yıkmaya gelmiş adeta.Hadi konusundan bahsedeyim. Kitabın daha ilk sayfalarından bol aşiret ve töreli bir kitap okuyacağımızı düşündürtüyor evet yok mu tabi var ama bu sefer farklı.Ezman ve Asmin kardeşlerinin kaçması nedeniyle kimseye zarar gelmemesi için berdel kararıyla evlenirler.Ezman ağa aslında törelere baş kaldırmak için memleketini terk etmiş Londra’da yaşamını devam ettirir.Ama annesinin ısrarıyla tatile gelir ve kendini bir anda nikah masasında bulur. Nasılsa formalite icabı olarak gördüğü evliliği daha karısıyla göz göze geldiği ilk anda vurulmasıyla işler birazcık değişir.Ağa dediysek hani bu öyle sert ağalardan değil bir iç sesi varki evlere şenlik.Mizahı yüksek bol eğlencesi olan bir çatışması vardı. Ağamızın yaptığı hataları saymakla bitiremesemde Asmin’i bırakıp Londra gittiğinde başlıyor.Ağamızın sevgilisi olsada sevmiyor ama sırf vicdan için gitmeye kalkıyor acı gerçekle birde orda yüzleşiyor.Aslında ters masal olması o zamandan başlıyor ve olayların en başında olması gerekenler sonlara doğru oluyor.Eh Asmin kızım sende bu azimle iyi başardın dedirtti okumak istemesi ve bunu şart koşması çok iyiydi. Üstüne üstlük Ezman ağanında sürekli annesine Asmini savunması daha da keyfimi yerine getirdi.Birbirlerine karşı hem çekişmeli hemde tutkulu olmalarıysa daha da sevimli oldu bence. Kavgalarıda stabil olmadı aşklarıda ben özellikle iç sesle yaşanan tartışmalar ve özellikle alışılagelmiş “Ağa” kavramından uzak olmasını daha çok sevdim.
Ters MasalHatice Yılmaz Işıktaş · Kaktüs Sanat Yayınları · 202525 okunma
Tüm İnsanlık Adına Yazılmış Tam Bir Baş Yapıt
10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 15:47
GİRİŞ "Hayat nedir ? Acılar Vadisi. Dünya nedir ? Hissiz insan kalabalığı." 19.yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarlarından birisi olan Nikolay Gogol, Rusya'nın kokuşmuş bürokrasi sistemini, toplumun gerçek yüzlerini ve devlet yönetiminin eksik yönlerini eleştirel bir bakış açısı ile eserlerinde yer vermektedir. Sadece Rusya'da değil, tüm dünyada edebi saygınlığa sahip olan Gogol, eserlerinde sınıfsal açıdan burjuva insanları yerine sıradan insanlara yer vermiş, böylece her bir okur kitaptaki karakterler ile empati kurarak, kendi günlük hayatı ile özleşleştirmiştir. Nikolay Gogol, 1809 yılında Ukrayna'nın Soroçinski köyünde dünyaya geldi. Bazı eserlerinin esin kaynaklığını yapan ve yaşadığı coğrafya olan Kazaklar sebebiyle hayatının önemli bir bölümünü burada yaşayarak geçirmiştir. Babası amatör olarak tiyatro oyunları yazıyordu ve Gogol'ün tiyatroya olan ilk deneyimleri babasını izlerken olmuştur. Hayatının ileri safhasında kazak kültürü ve çocuklukta yaşadığı birçok olay vesilesiyle birçok eser yazmış, dünya edebiyatına damgasını vurmuştur. Dünyaca ünlü bazı eserleri şunlardır; Palto, Burun, Portre, Bir Delinin Anı Defteri, Taras Bulba, Müfettiş. Gogol, hayatının belirli önemli bir zamanında Rusya'nın Petersburg şehrinde geçirmiştir. Burada çeşitli devlet kurumlarında görev yapmış ve en yakın dostu olan yazar Aleksandr Puşkin ile bu şehirde tanışıp beraber edebiyat sohbetleri gerçekleştirmiştir. Eserlerinin bazılarına esin kaynaklığı yapan bu şehir, özellikle yakın dostu Alexandr Puşkin'in Gogol için Ölü Canlar'ı yazma fikri vermesi onun hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur. Gogol eserlerinde hiciv trajik grotesk ve fantastik öyküler ve tiyatro yapıları kaleme almıştır. Gogol'ün eserlerinde en çok kullanıldığı yazım türü olan "Grotesk" dediğimiz edebi
Edebiyat
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
8/10
·168 syf.··
2026 19. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 23:58
Yolların kapandığı karlı bir Noel vakti, uzakta öğrenci evinde hasta yatan oğlunu alıp eve getirmek üzere yola çıkan Tom’un yolculuk hikayesi ‘Bilinmeyen Ülkede Yolculuk’. Belfast’dan Sunderland’a doğru karlı, fırtınalı bir havada gittiği bu yolda bir yandan geçmişine, hayatına dair çıktığı yolculuğa da eşlik ediyoruz. Bir telefon konuşması, bir şarkı veya bir anı ile bir pencere açılıyor ve oradan sızdığımız yerde Tom’un evlilik, ebeveynlik, sorumluluklar üzerine düşünceleri; pişmanlıkları, hesaplaşmaları, kaygıları var. Sayfalar ilerledikçe aile ile ilgili öğreneceklerimiz var. Üstelik de yazar, travmaları aile hikayesinin ortasına boca etmeyi seçmemiş, böyle metinleri daha çok beğeniyorum. Tom karakteri fotoğrafçılık yapıyor ve kitapta yer yer bunun da hoşuma giden yansımaları oldu. Bir bölümde Tom’un ifadesiyle toplumsal meselelerde ‘bireysel acıların mahremiyeti’ ama bir yandan da bu fotoğrafların toplumsal etkisi üzerinde düşünüyor, ikonikleşmiş bazı kareleri hatırlatıyor bize. Başka bir bölümde fotoğraf ve zaman ilişkisi üzerine düşündürüyor, bu bölümler de kitabın hoşuma giden kısımlarından oldu. Fotoğraf ve zaman kavramı üzerine düşününce John Berger’ı da anımsadım kendi kendime. Yazarın bu konuda hoşuma giden bir cümlesini buraya bırakıyorum. Kitabın geneline bakınca da beğenerek okuduğum, heyecanlı olay örgüsü sunmamasına rağmen kendini ilgiyle okutan bir kitap oldu. “İnsanlar fotoğrafları anlamıyor. Sanıyorlar ki fotoğraflar zaman içindeki anı donduruyor fakat gerçekte o anı zamandan kurtarıyorlar ve kameranın yakaladığı şey zamanın ileri doğru akışının dışına adım atıyor. Dolayısıyla o an daima var olacak, tam o saniyede nasılsa daima aynı şekilde yaşayacak, aynı gülümseme ya da kaş çatmayla, aynı renk gökyüzüyle, ışığın ve gölgenin aynı düşüşü, aynı
Bilinmeyen Ülkede YolculukDavid Park · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024346 okunma
8/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
İskoç kaçamağı kitap yorumu Herkese merhaba sevgili okurlar.Bugün sizlerle iskoç kaçamağı hakkında yorum yapmaya geldim.Öncelikle konusundan bahsedeyim.Bonnie,üç işinden kovulduktan sonra ve en yakın arkadaşı Dokota,kız arkadaşından ayrıldıktan sonra bir macera yaşarlar.Dokota,bir iş başvurusu görür.İskoçya'da..Önce gitmek istemez,orada ne yapacaklarını bilemeyeceklerini,kendini bulması gerektiğini söyleyen Bonnie,Dokota'nın ısrarı ile başvuruyu yaparlar.İskoçya'ya gittiklerinde ne bulacaklarından emin değillerdi ama kesinlikle huysuz bir İskoç bulmayı beklemiyordu Bonnie.Dokota ise yeni bir kız arkadaş bulmayı beklemiyordu.Öncelikle bazı zamanlarda kızsam da Bonnie ve Dokota arasındaki arkadaşlık çok güzeldi.Birbirlerine kızsalarda her zaman beraber savaştılar.Sonra bir de Rowan var.Hayatımda okuduğum en tatlı karakterlerden birisi.Evet,bazı zamanlarda kendisine kızdığım zamanlar oldu ama gerçekten iyi bir bahanesi vardı hemde çok iyi..Ama ona aşkının peşinden gitmesi için destek veren babası ile barışması ve Bonnie'ye aşık olması çok güzeldi.Muhteşem bir kasabaydı.Komikti,eğlenceliydi bir o kadar da tatlıydı.Her zaman gitmek isteyebileceğimiz bir yerdi.İskoçya'ya gitme isteği yarattı bende. :) Her nasılsa Dokota ve Isla arasındaki ilişkiyi de sevdim ayrıca.Evet,Dokota çok özgüvensiz birisi ama o da eski kız arkadaşından kaynaklanan birşey olduğu için birşey de diyemiyorum.Hepimiz bazen bazı insanlar yüzünden özgüvensiz olabiliyoruz.Smut sahneleri fena değildi ama daha iyi olabilirdi.Romantizm kısmı da geliştirebilirdi ama bence komedi kısmı gerçekten güzeldi.Bazı yerlerde kahkaha attığımı söyleyebilirim.Kısacası güzeldi ama romantizm yönü bir tık daha desteklenebilirdi bu yüzden puanım 10 üzerinden 8.Eğer romantik komedi kitaplarını seviyor ve İskoçya eteklerine
İskoç KaçamağıMeghan Quinn · Ren Kitap · 2024209 okunma
Puan vermedi·248 syf.··
2018 117. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 10 Aralık 2018 00:00
@okumacemberiolusturalim etkinliğimizin 4. kitabı da okunanlar arasında yerini aldı. Uzun zamandır yorumlarından takip ettiğim, listeme bir alıp bir çıkardığım #şizofren sonunda aklımı çeldi. Biter bitmez "bu kitap tekrar okunur" dedim. Doğumda annesini kaybetmiş, babasının intiharına şahit olmuş, hem yük olarak görülmüş hem acınılmış, kendisini her şeyden soyutlayıp kafasının içinde ki seslere kulak vermiş bir gencin hikayesi... Seksenlerin darbesine şahit olduğundan anarşist denilen, işkence gören, kayıplar veren, aklını yitirmesine de, bulmasına da sebep olacak kadar aşık olan bir gencin hikayesi... Şizofreni demişler ama, yaşadığı şartlara bakarsanız benden akıllı. Hikayesine çok üzüldüğüm karakterlerle dolu kitap. En başında farazi olduğu söylense de, gerek tutukluların gerekse hastaların üzerinde uygulanan yöntemlerin etkisinde kalmamak mümkün değil. Bir de anlatılanlar canlanıyorsa gözlerinizin önünde vay halinize... Çok uzun zaman önce medikal sektöründe çalışmıştım. İhale için gittiğim ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde satın alma bölümü, hastaların havalandırmaya çıktığı bahçenin arkasındaydı. Şahit olduğum görüntüler uzun zaman gitmemişti aklımdan. Hele dışarı nasıl çıktığına hasta bakıcının bile şaşırdığı birinin yanımda bitivermesi. Kitapta bahsettiği gibi unutmuşum rahatlamışım meğer. Tekrar hatırlamak hem acıttı, hem korkuttu. "Ne zaman sona ereceğini bildiğimiz acılar, acıtıcılığını yitirir. Çünkü teselli kazanır." "Bir baba evladına önce ölümü ve susmayı öğretmeli. Kavgasızlığı değil, doğru sebepler için kavga etmeyi öğretmeli. O nasılsa yaşamayı ve konuşmayı öğrenir."
ŞizofrenEmre Timur · Az Kitap · 2018571 okunma
9/10
·622 syf.··
2026 16. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Mart 2026 00:31
Yüzyıllar boyunca “tembelliği” ile bilinen Oblomov karakteri yalnızca uyuşuk bir insan tiplemesi değil, aynı zamanda toplumsal ataleti temsil eden bir semboldür. Yazar, dönemin kapitalist düzene uyum sağlayamayan, pasifleşmiş ve yabancılaşmış insanını eleştirmek için böyle bir karakter oluşturmuştur. Bu bağlamda Oblomov detaylı olarak incelendiğinde, onun eylemsizliği basit bir “tembellik” olmaktan ziyade bir düşünce yapısı ve yaşayış biçimi olarak nitelendirilebilir. Oblomov, daha eserin en başında okuyucuyu yatakta karşılar; başında iki önemli problem olmasına karşın bu problemleri çözmek için harekete geçemez. Eylemleri yalnızca zihninde kalır. Oblomov’un problemler karşısındaki bu pasifliği, onun çocukluk yıllarına dayanır. Oblomovka’da geçen çocukluk yılları; uşaklar ve bakıcılar arasında, “el bebek gül bebek” bir şekilde geçmiştir. En küçük sorumlulukları bile başkaları tarafından yerine getirilerek büyütülmüştür. Kendi ayakkabı bağcığını bile bağlamadan büyüyen bu çocuk, yetişkinlik yıllarında da karşısına çıkan her sorunda yalnızca düşünmekle kalmakta, harekete geçememektedir. Oblomov sıkıntıları üzerine düşünürken dairesine gidip gelen arkadaşları vardır. Bu arkadaşlarının kimi derdini, kimi ise sevincini ve heyecanını Oblomov’a aktarır; ancak sıra onun kendi sorunlarını paylaşmasına ve fikir almasına geldiğinde, dostlarının ilgisinin azaldığı, onu tam anlamıyla dinlemeden ortamdan ayrıldıkları görülür. Bu durum, yalnızca bireysel bir ilgisizlikten ziyade dönemin toplumsal yapısına dair önemli bir eleştiri sunar. Yazar burada ilişkilerin ne kadar yüzeyselleştiğini, empatiden yoksun olduğunu okuyucuya sunar. Herkes kendi derdinin peşindedir; ancak kimse diğer insanların duygularına kulak vermemektedir. Eserde toplumsal eleştiri, Oblomov ile Ştolts’un temsil
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,9bin okunma