Nasyonal El Plan

Nasyonal El Plan
@nasyonelplan
Gamemaker İsmet :D
İtalya'nın Yunanistan'a saldırısı, Türkiye açısından, Türk-İngiliz-Fransız İttifakı'nın 3. maddesinin uygulanmasını, yani Türkiye'nin savaşa girmesini gerektiriyordu. Ancak, Türkiye, Almanya'nın Romanya ve Bulgaristan'a yerleşmeyi öngören girişimi ve von Papen'in, Ankara Hükümeti'ne, Hitler'in "Balkanlar'ı yeni bir düzene sokmak" üzere olduğundan söz etmesi üzerine, savaşa katılmamaya karar vermişti. İtalya'nın Yunanistan'a saldırması üzerine; Türkiye, Bulgaristan Yunanistan'a saldırdığı ya da İtalya Selanik'i aldığı takdirde, Türkiye'nin, kendisinin de tehdit edilmiş olacağını varsayarak, savaşa katılacağını hem İngiltere'ye hem de Yunanistan'a bildirmişti. Türkiye'nin bu uyarısı, hem Bulgaristan'ı hareketsizliğe yöneltmiş hem de İnönü'nün, Almanya'nın Türkiye'ye saldırısı durumunda, Sovyetler'in Romanya ve Kafkaslar'daki birliklerinin de Türkiye'ye gireceğini ileri sürmesi Almanları durdurmuştu. 28 Ekim'de, Saraçoğlu, Yunan Büyükelçisi'ne, Bulgaristan saldırdığı anda, Türkiye'nin Yunanistan'a tüm desteğini söz verdiğini bildirdi. Böylelikle, Türkiye, Trakya sınırındaki Yunan birliklerinin cepheye gönderilmesini sağlamış oluyordu. Türkiye'nin bu tutumu, Bulgar ordusunu Trakya'ya mahkûm edecek, Yunan ordusuna da, Amavutluk'tan gelen İtalyan saldırılarına karşı gücünün tümünü kullanma olanağını sağlayacaktı.
Sayfa 76·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·208 syf.··
2023 3. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 19 Temmuz 2023 20:40
Yazarın tarih ve sosyoloji bilgisiyle beraber Kemalist fikirlerinin yansıması olan yazılarının bir toplamı. Yazıları 1919-25 arasında yazmasına rağmen bazı tespitleri hala geçerli olan tespitler. Ayrıca tarihsel materyalizm nedir tarihte yaşanan olayların birbirinin sebebi ve sonucu olarak nasıl incelenmesi gerektiğini daha iyi mantığınıza yerleştirmesiyle çok iyi bir kitap.
Türk Devriminin ProgramıYusuf Akçura · Kaynak Yayınları · 201782 okunma
Akçura'nın "Tecelli Günü" Yazısı
Mutasavvıflarca kâinat "Bir" olan "O"nun türlü türlü tecellisidir. Maddeciler aynı fikri kendi dilleriyle tekrar ederler: Yalnız bir "kuvvet" vardır ki "o"nun muhtelif tecelli tarzları kâinatı oluşturur. Türklüğü düşündüğüm zaman hatırıma daima bu teori gelir: Doğu tarihi Türklük denilen bir "kuvvet"in çeşitli tecellilerinden başka bir şey değildir. Bu kuvvet, bazen Uzakdoğu'da tecelli eder, Hıtay hakanlığı olur; bazen bütün Doğu'yu kaplar, Cengiz kağanlığı oluşur; bazen Selçuk padişahlığı namıyla İslam âlemine hükümrandır; bazen Osmanlı sultanlığı unvanı altında eski Roma İmparatorluğu'nun hemen tamamına sahip olur. İşte bu ezeli ve ebedi kuvvetin son zamanlarda yeni bir tecellisine şahit olduk. Türklük bu sefer bir cumhuriyet şeklinde, kadim Anadolu'nun ta göbeğinde tecelli etti; tecelli günü bugündür. Bugünü kutlayalım ve bugünü bize gösteren Ulu Tanrı'ya yükünelim! Türklük kuvveti muhtelif tecellilerinde insanlığın mukadder gelişmesine hizmet eden birer vazifeyi yüklenmişti: Selçuk padişahlığı kurulup da İslam âleminde bir "Türk barışı" sağlanamasaydı, İslam medeniyeti müteakip ilerleme merhalelerine erememiş olacaktı. Cengiz kağanlığı ortaya çıkıp da İslam âlemini dolduran soysuzluk ve rezaletleri ateş ve kanla temizlememiş olsaydı, o medeniyetin son bir semeresi olan Osmanlı medeniyeti meydana gelemeyecekti. Batı Türkleri Bizans'ı çiğneyip Orta Avrupa'ya kadar yürümeselerdi, Batı medeniyetinin temellerinden biri olan "Reformasyon" hareketi bastırılacak ve bunu bastıran taassup kuvveti "Rönesans"ı da olgunlaşmadan boğacaktı. Harbi Umumi'de Türkler Boğaz'ı kapatıp Rus Çarlığı'nı devirmeselerdi, insanlığa yeni bir hayat vaat eden hareket meydana gelemeyecekti. Acaba, Türk Cumhuriyeti, Türk kuvvetinin bu yeni tecellisi, âdemoğullarının mukadderatına tesirli hangi
Sayfa 171·Kitabı okudu
Halk Fırkası'nın İlk Ekonomik Vaatleri
Biliyorsunuz ki Halk Fırkası'nın kapsamlı programı henüz yayımlanmamıştır; fırka kapsamlı programında esas olacak nokta lan 9 Umde halinde seçmenlere ilan ederek seçimlere katılmıştır. Bu umdelerden 5, 6, 7 ve 8. umdeler iktisadi meselelerin çözümü, iktisadi buhranın ortadan kaldırılması için fırkanın düşündüğü tedbirlerden bahsediyor. Bu tedbirlerden en ziyade İstanbul halkının önemli bir kısmını, memurlar sınıfını, devlet amelesini alakadar eden iktisadi meseleler hakkında fırkanın vaatlerini birkaç maddeyle özetleyebiliriz: İlk olarak, yetimlerin, dulların, malullerin millet üzerinde kazanılmış hakları vardır; bunların sıkıntı ve sefaletlerine meydan bırakılmayacak şekilde geçimleri temin olunacaktır. İkinci olarak, memurların kademelerinin düzenlenmesi tamamlanacağından, faal, muktedir, dürüst memurlar açıkta kalmayacaklardır. Üçüncü olarak, milli veya yabancı sermayeyle ve devlet girişimiyle kurulacak şirketlerin memurluklarına devlet memurluklarında bulunan muktedir ve dürüst kimseler tercihan yerleştirilecektir. Dördüncü olarak, yedek subaylık yaparak hayatlarının kıymetli bir devresini millet hizmetine vakfetmek dolayısıyla hayatlarını gereği gibi düzenleyemeyen kimselerin hayat ve gelecekleri temin edilecektir.
Sayfa 166·Kitabı okudu
Monarşi / Çoban ve Sürü Teorisi
Eski tabirlerimizde devlet denildiği zaman, mülkün sahibi sayılan padişah ile onun kullanı sayılan devlet erkânı kastolunurdu ki hükümet demekti. Millet -daha doğrusu milletler- ra'iye, yani sürüydü. Çoban olan padişah onların da sahibi, efendisi kabul olunurdu. Çoban sürüsünden faydalanmak için hayvanlara nasıl bakarsa, padişah da ra'iyesine o açıdan bakardı. Hele kötü çobanlar, koyunlarını kurtlara çok kaptırdıktan başka, yalnız süt ve yünüyle kanaat etmeyerek, kesip yemeyi tercih ederlerdi. Ferdi saltanatın en eski teorisi, zannederim ki şu çoban ve sürü teorisidir. Halbuki Şari'-i Â'zam buna karşı "Seyyidü'l-kavmi hâdimühüm" ("Bir kavmin efendisi ona hizmetkar olandır") düsturunu ilan etti. Ra'iye: Otlayan hayvan sürüsü; tebaa. Şari'-i Azam: En büyük şeriat sahibi olan; Hz. Muhammed.
Sayfa 165·Kitabı okudu