En son geçen sene Dostoyevski’den Beyaz Geceler’i okumuştum. Suç ve Ceza’yı ise 10 yıl önce, ortaokuldayken okumuştum ancak ağır geldiği için yarım bırakmıştım. En sonunda dedim ki, “Artık zamanı geldi.” Çünkü böylesine etki yaratmış, başarılı bir eseri okumak için daha fazla beklemek istemedim.
Daha önce hiç kitap okumamış birinin bile bileceği üzere başkarakterimizin adı Raskolnikov. Raskolnikov, toplumsal düzene başkaldırı düşüncesi ile bir cinayet planlıyor aylarca. En sonunda hayatını, düşüncelerini değiştirecek o cinayeti işliyor: ‘Kocakarı cinayeti’. Herkes katilin paralar için bu cinayeti işlemiş olabileceğini düşünürken Raskolnikov çaldığı paralardan tek bir kuruş bile harcamıyor. Büyük bir psikolojik bunalıma giriyor, nöbetler geçiriyor. Çoğu insan tarafından ‘deli’ sanılıyor. Petersburg şehri polisleri tarafından da Raskolnikov’un bu halleri fark ediliyor. Tetikleyen olay ise Raskolnikov’un cinayet tarihinden bir ay önce yayınlanmış, ‘Suç’ üzerine olan makalesi.
Raskolnikov, bu makalesinde Napolyon, Muhammed gibi kişilerin dünya üzerinde değişiklik yaratmak için binlerce canı katlettiğinden, ama bunun meşru göründüğünden, yine dünya üzerinde Napolyon’lar olabileceğinden bahsediyor. Hatta kitaptaki başka bir karaktere, Sonya’ya suçunu itiraf ederken baştaki insanların da cinayet işlediğini, ancak kimsenin bunu görmediğini, sessiz sedasız işlenen psikolojik cinayetlerin bir erdem sayıldığını ifade ediyor. Raskolnikov’un bu makalesi üzerinde Razumihin’in polis olan dayısı ile yaptığı tartışma ve Raskolnikov’un öne sürdüğü düşünceleri Razumihin’in dayısının içinde kuşku kıvılcımlarını artırıyor.
Raskolnikov bir kuşku çemberine alınıyor. Bir gün, insanların bakışlarından, kuşkulardan sıkılan Raskolnikov bir polis memuruna gidip cinayeti işlediğini itiraf ediyor,