Başta bir aşk hikayesiymiş gibi görünen ama aynı zamanda dönemin sınıfsal farkını kahramanlar üzerinden aktaran bir başyapıt. Evet insana o duyguyu yaşıyormuş gibi hissettiren anlatım gücü , duygu bütünlüğü çok keyif verici. Ruth ve Eden'in tanışması Ruth'un abisini Eden'in çete liderinden kurtarması ile başlıyor. Denizcilikle uğraşan ilkokul ikiden sonra eğitim almamış Eden bu olay sonrası bir nevi burjuva sınıfı ile tanışıyor. Eden'i görüp ona aşık olan Ruth için bu sınıfsal fark sorun değildir. Eden ise bu aşk ve Ruth'un kalbini kazanmak için bir yerde özendiği bu burjuva sınıfına katılmak ve kabul görmek için çabalayacaktır. Kendini geliştirmek için yazarlığa yönelen Eden da yazma işi bir tutkuya dönüşüyor. Günlerini,gecelerini kütüphanede geçiriyor, Nietzsche’yi birçok yazarı tanıyor. Başta okuduklarından çok fazla birşey anlamasa da okumaya devam ediyordu. Yazarak zengin olacağını düşünüyordu. Ruth’un edebi eser kriteri eserin satıp satmaması ile ilgiliydi. Profesörler edebi hükümlerinde haklıydı, çünkü başarı kazanmışlardı. Martinin edebi yargıları yanlıştı, çünkü yazdıkları satmıyordu. Martin’i para kazanmasını sağlayacak gazetecilik mesleğine yönlendirmeye çalışıyordu. Martin ise gazeteciliğin yazarlık becerisini engelleyeceğini düşünürdü. Gazete ve dergilerde çıkan yazıları inceleyen Martin, gazetede yayımlanacak hikâyelerin asla trajik olmaması, hiçbir zaman mutsuz sonla bitmemesi, üslupta edebilik, düşünsel zenginlik ve duyguda hassasiyet gibi unsurları içermemesi gerektiğini anlamıştı. Daha sonralarınsa Eden'in tekrar yayımladığı kitabı büyük satışlar yapar. Çevrenin ilgisi bir anda Eden'e karşı artar .Olduğu yere gelebilmek için çabaladığı mücadelenin sonunda şöhrete ve servete kavuşmuş ama artık ne o olmak istediği burjuvaya ne de içinden çıkıp