Halil İnalcık 'ın bu güne kadar Osmanlı Devlet'i üzerine yazdığı makalelerin birleştirilmesiyle oluşturulmuş. Dili ağır demeye haya ediyorum. Kendi öz dilimize çok ama çok uzaktayız. (Okurken bu ayrıntıyı fark ediyorsunuz.) Gerçek tarih meraklıları dışında okuyan pek olmaz diye düşünüyorum. Makale okumak çoğu insana sıkıcı geliyor. Kitap bittikten sonra a' dan z'ye tüm devlet sistemi kafanızda oturuyor.
Dili sade, akıcı değil ama. Göze batan alaladelikler çok fazla. Lise yıllarımda denk gelmişti bu ikinci okumam. İkinci sefer aynı etkiyi yaratmadı. Gereksiz pof poflanmıș bir kitap.
Balıkçı köyünde bir kadının cinayeti ile kitap başlıyor. Doğal olarak bir cinayet romanı mı okuyorum acaba diye düşünüyorsunuz. Kitap ilerledikçe kurgu başka bir noktaya götürüyor olayları. Eee kardeşine ne olmuş baska başka neler var... Yani merak ederek kitap elinizde bitiyor hemencecik.
Kitap, bir kaza sonucu Mars'ta kalan Mark Watney isimli bir astronotun hayatını konu alıyor. Bu kaza sonucunda onun tek yapması gereken, birileri onu kurtarana kadar hayatta kalmayı başarmak. Bu kitap bi harika dostum demekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz.. Mark Watney tam bi kriz yönetimi ustası. İster istemez okurken ona hayran olmaya, her ne yaşıyorsa onunla beraber yaşamaya başlıyorsunuz. Tabi bu sırada Mark Watney sayesinde sürekli kendi kendinize gülüyorsunuz. Benim ikinci kez okuyuşum tavsiye ederim :)
Klasik divan edebiyatın en önemli hikayelerinden olan Leyla ile Mecnun bu kitap o kadar sade o kadar naif bir şekilde işlenmiş ki bi solukta bitiriyorsunuz.