Kitap eski İstanbul'da geçiyor. Edirnekapı, Şehzedebaşı, Samatya, Küçükmustafapaşa benzeri isimleri duymak -2 yıl buralarda yaşamıştım ve çok severim- benim kurguda yaşamama yardımcı oldu. Hatta kurgu benim için o kadar inanılmaz ve keyifli geldi ki bazen acaba olayın yaşandığı bir zaman mı olmuş da anılar mı kağıda geçirilmiş diye düşündüm.
Modernizm ile birlikte Hayri İrdal'ın çevresinin değişimine eleştirel bir dil var kitapta. Doğu Batı arasında kalmış toplum tasviri sayılabilir sanırım. Mesela Seyit Lütfullah'a inanan kişiler bir süre sonra batı tarzı partilere gidebiliyor.
Hayri İrdal'ın kitapta sürekli bir çırpınışı var. Bir olaydan kurtulmayı başardığını sanıyor ki yenisi ortaya çıkıyor. Sonra bakıyor ki aslında hiçbirinden kurtulmamış. Kurtulmak için bazen abartıyor bazen yalan söylüyor. Çevresi ise her türlü abartıya açık olduğu için körükörüne inanıyor.
Kitapta geçen neredeyse her kahramanın tasviri yapılıyor. Bazıları kahramanların tasvirlerinin gücü yolda görsen tanırsın kıvamında. Benim için bunlar Halit Ayarcı ve Mübarek adlı saattir.
Hayri İrdal' Emine'den sonra evlendiği kadın ismini hatırlayamadım ama beni çok güldürmüştür. Filmlere aşırı ilgisi, gazeteye verdiği röportaj, partilerdeki tavırları hep beni güldürmüştür. Hayri İrdal için pek komik durumlar değil bunlar o yüzden kara mizah sayılabilir.
Kitabın dili çok güzel. Osmanlıca kelimeleri pek bilmem ama okurken hiç göze batmıyorlar çünkü çok azlar. Okurken bana çok fiyakalı gelir hep osmanlıca kelimeler.
Ben kitabı sevdim.İncelemeyi yazarken sevdiğim için abartmış olabilirim :)
Sevgiyle kalın.