İçinde bulunduğumuz koronavirüs döneminde Veba'yı okuması için herkese telkinde bulunasım var. Bu durum tabii ki temelsiz bir istek değil. Şimdi bunu temellendirmeye çalışacağım.
Her ne kadar adı veba olsa da salgının yarattığı psikolojik durumlar ve insanların yaşayışları birçok salgın türleriyle ortak noktada buluşabiliyor. Umut, umutsuzluk; sessizlik, çığlıklar; ölüm, yaşama isteği; karantina, özgürlük istemi gibi diyalektik düşünceleri aynı bedende, aynı zihinde toplayabilen salgın hastalıklar, insan yaşamının ne yöne doğru yöneleceğini tamamen belirsizlikte bırakabilen toplumsal olaylar olarak karşımıza çıkıyor. Böyle anlarda belirsizlik bizi kuşatıyor ve Camus’nün de dediği gibi, “Hastalığa yakalanmamış olanlar bile onu içlerinde taşıyorlar.” (sf.119)
Yaşadığımız bu süreçte her yerde Veba kitabının önerisini görmek isterdim, bunu kesinlikle hak ediyor. Ama bu durumun neden gerçekleşmediği yönündeki düşüncelerim, siyasî ve dinî sebeplerden ötürü olduğu yönünde. Bunları biraz irdeleyelim.
Camus bize soruyor: “Tanrısız bir aziz olunabilir mi?” (sf. 252) Bu sorunun öncesine gidelim. Ana kahramanımız Rieux ve yardımcı karakterlerin birçoğu inançsız karakterler olarak karşımıza çıkıyor. Ölüm, çocukların işkence görmesi ve genel olarak kötülük kavramı karakterlerimizin kafasını epey kurcalamaktadır. Hattâ Karamazov Kardeşler’den hatırlayabileceğimiz İvan karakterinin çocuklar ile ilgili söylediği bir sözün çok benzerini görüyoruz, “Sevgi deyince başka bir şey anlıyorum ben. Ve ölünceye kadar çocukların işkenceden geçtiği şu yaradılışı reddedeceğim.” (sf.217)
Bir de olmazsa olmazımız olan, felaket anlarında ön plana çıkan dinî görevlilerimiz var. Veba kitabında bu görevi Rahip Paneloux karşılamaktadır. Vebanın insanların olumsuz davranışlardan ötürü Cezayir’in Oran