Yaşam ve varoluş, birbirinden kesinlikle ayrılan iki olgudur. İnsan kendi deliliği üzerinde ısrar etmelidir. Çünkü yaşam, ancak henüz erişilmemiş, henüz denenmemişse varabilmek için sınırların zorlanmasıyla sanata varma çabasında “varoluş”a dönüşür. (Werner Herzog)
En büyük dileğim, insanın sorumluluk taşıması ve akıntıya karşı yüzmeyi de bilmesi. Demokratik rejimlerde bu daha kolay. Ama görüldüğü kadar da kolay değil. En çok ve özellikle de dikta rejimlerde gerçekleştirilmesi gereken insanlık görevi. İnsanlara üç çağrım var. Her bireyi insanlığa ihanet etmemeye çağırıyorum. Bugünün insanının üç uzvuna gereksinimi var: 1) Akıl için kafaya 2) Duygu için yüreğe 3) Omurgaya: Bu da kimse önünde sürünmemek için.
(Hilda Domin’e sorulan “Politik güncellik şiirinizde rol oynadı mı?” sorusu üzerine cevabı.)
O dönemin toplumsal kurtuluşu arayan gençleri daha sonraki yıllarda 12 Mart 1971’i hukukçu, hekim, mühendis, öğretmen, işçi örgütlerinde, “Milliyetçi Cephe” hükümetlerinin ırkçı ve dinci bağnazlıklarına, saldırılarına göğüs gererek onurla yaşadılar. Onların çocuklarıydı 12 Eylülde çocukluklarını yaşayamayanlar. Onların çocuklarıydı annelerinin, babalarının o dönemlerde neler yaşadıklarını merak edenler, arayışı sürdürenler. Yani Türkiyemizin aydınlık geleceğiydi. Yani damar damara bağlanmışlardı: Jön Türklerden Kuvayi Milliye’ye, Köy Enstitülerinden 68 kuşağına…