Gerçekliğin eğilip bükülebildiğini, yönlendirilebildiğini, her duruma ve her durumda uydurulabildiğini bir yaratım ve yıkım alanı olduğunu fark ettiğimde çok küçüktüm. Herkes kendi gerçekliğinde yaşıyor, kendi gerçekliğinin etrafına bir savunma duvarı inşa ediyor, sonra da o kuruluma dışardan gelecek her türlü saldırıya karşı hazırda tuttukları kızgın yağları, hücuma geçenin tepesinden aşağıya boca ediyordu surlarının üzerinden. Diğer taraftan, ötekinin gerçekliği saldırılabilir, bozulabilir bir şeydi demek ki. Hakikat tekti ama gerçekliklerimizin zemini kaygan, içerikleri dönüştürülebilirdi.
Çünkü neye inanmak istediğimizi erken yaşlardan beri çok iyi bilsek de aslında neye inandığımızı bulmakta marifet geliştirmek bütün bir hayatı alabiliyor. Mayalandığımız başka gerçekliklerin yolundan gitmek daha kolay gelir de içimizde köpüren denizin bize atacağı kıyılarda kendi patikalarımızı keşfedip balta girmemiş bir ormanın sesiyle buluşmaktan korkarız.
Her şey fırsatını kovaladığın yere kadardır; sen işin ilerisini görmelisin. Talihin yaver olduğu yere kadar… Sonra sahip olman gereken iradeyi yaratmalısın.. Tanrılar dahil bütün başarılar irade ve gayrete dayanır…
-Biliyor musun Eleni, acıların en büyüğünün ne olduğunu şimdi öğrendim. İnsanın içine sindiremeyeceği en acı şey, doğup büyüdüğü toprakları terk etmesiymiş…
Eric Fromm’un dediği gibi, modern insan, cenneti her şeyin bulunduğu, her türlü kredi kartının geçtiği, hatta sadece her istediğini değil, komşusundan daha fazlasını alabileceği devasa bir alışveriş merkezi olarak hayal etmektedir artık. Kendi değerini sahip olduğu şeylerle ölçmektedir. Onun için kendisinin ne olduğu değil, neye sahip olduğu önemli artık.
Ve yeni bir yerde iken orada bir sürü yeni insan oluyor ve bu daha da zor çünkü insanlar inekler, çiçekler ya da çimenler gibi değil ve seninle konuşup beklemediğin şeyler yapabiliyorlar bu yüzden orada olan her şeyin farkında olman gerekiyor ve ayrıca olabilecek olan şeylerin de farkında olman gerekiyor. Ve bazen yeni bir yerdeysem ve orada bir sürü insan varsa arızalanan bir bilgisayara yapıldığı gibi CTRL+ALT+DEL ‘e basıp programları kapatıp bilgisayarı da kapatmak gibi ellerimle kulaklarımı kapatıp dinlemem gerekiyor. Böylece ne yaptığımı ve ne yapmam gerektiğini hatırlayabiliyorum.
Ve bu yüzden satrançta, matematikte ve mantıkta iyiyim, çünkü çoğu insan kör gibidir ve çoğu şeyi görmezler ve kafalarında bir sürü boş alan vardır ve kafaları genellikle “Acaba evde ocağı açık mı bıraktım?” gibi birbiriyle bağlantısız ve saçma şeylerle doludur.