..rüzgarın yelkenleri şişirdiğini gören, oysa tekrar denize açılmayı pek istemeyen ve teknesi batmış olsaydı nasıl suyun girdabında dönecek, dönecek ve sonunda denizin dibinde dinlenecek olduğunu düşleyen bir gemici gibi, bezginlik duysa da tekrar işe koyuldu.
..sanat da aşk gibidir, kandırmaz, susatır. Ben seraptan seraba koşuyorum. Her başına koştuğum pınarda muammalı çehreler bana uzanıyor; bilmediğim, seslerini tanımadığım dudaklar benimle bitmez tükenmez işaretlerle konuşuyorlar, fakat hiçbirinin dediğini anlamıyorum..
Çok defa Osmanlı inkırazını düşünürken hatırıma 1914 yazında son mehtap alemlerinin başkalarından dinlediğim hikayesi gelir. Ve yıkılan imparatorluğu, ay ışığının altın bir uçurum yaptığı sularda saz sesleri arasında batan bir masal gemisine benzetirim.
Birçok güzellikler insana kainatın eşi veya eşiti oldukları vehmini verirler. Onlarla karşılaştığımız zaman bizde büyük, kendi kendine yetebilecek bir hakikat karşısında imişiz hissi uyanır. Bazı tarikatların insan yüzünde, güzel insan vücudunda Tanrı’yı aramalarının sırrı bu değil midir?