Bazı kitaplar vardır; hikâyesi bittiğinde karakterlerini özlersiniz. Bazıları vardır; olay örgüsüyle sizi etkiler. Bir de nadiren karşımıza çıkan, okurken yalnızca bir hikâye anlatmakla kalmayıp bizi başka bir zamana, başka coğrafyalara ve başka ruh hâllerine taşıyan kitaplar vardır. Kaan Murat Yanık'ın Uzakların Şarkısı benim için tam olarak böyle bir eser oldu.
Kitabı okurken en çok etkilendiğim yönlerden biri, yazarın tasvir gücüydü. Sayfalar ilerledikçe yalnızca bir hikâye okumadım; anlatılan mekânlarda dolaştım, sokaklardan geçtim, denizin kokusunu hissettim, rüzgârın sesini duydum. Yazarın kurduğu sahneler öylesine canlı ve ayrıntılıydı ki, birçok bölümde kendimi bir okurdan çok bir tanık gibi hissettim. Günümüzde birçok romanda olaylar hızlı ilerlerken mekânlar arka planda kalabiliyor. Ancak Uzakların Şarkısında mekânlar da karakterler kadar güçlü bir şekilde yaşıyor. Bu nedenle kitap boyunca zihnimde son derece renkli ve detaylı bir dünya oluştu.
Kaan Murat Yanık'ın anlatım tarzı bana sık sık İhsan Oktay Anar'ı hatırlattı. Özellikle dilin ritmi, anlatının katmanlı yapısı ve okuyucuyu sıradan bir hikâyenin ötesine taşıyan atmosferi bakımından benzerlikler hissettim. Yer yer İskender Pala'nın tarihî dokuyu ve kültürel birikimi hikâyenin içine ustalıkla yerleştiren üslubunu da anımsadım. Elbette her yazarın kendine özgü bir sesi vardır; ancak bir okur olarak bu iki değerli yazardan izler bulmak beni ayrıca mutlu etti. Çünkü her iki yazarın eserlerinde de sevdiğim şey, yalnızca olay anlatmaları değil; okuyucuyu kelimelerle başka bir dünyanın içine davet etmeleridir. Uzakların Şarkısı da bunu başarıyla gerçekleştiren bir roman.
Kitabın beni etkileyen bir diğer yönü ise sürükleyiciliğiydi. Bazı romanlar ne kadar iyi yazılmış olursa olsun zaman zaman
Uzakların ŞarkısıKaan Murat Yanık · Ketebe Yayınları · 20234,775 okunma
Merhabalar
Yazardan okuduğum ikinci kitap. İlk kitabı okumuştum. Kırmızı Ritüel. İlk kitaba göre bu kitap daha da kanımı dondurdu. Okurken tüyler diken diken ve bu nasıl bir kurgu dedim. Gerçekten de kitabı okuduğumda şunu hissettim. İnsan ne ekersen onu biçersin ne yaşattıysan aynısını bir şekilde yaşıyorsun, iyi ya da kötü. Kalbinin ekmeğini yemek diyorlar ya öyle işte. Çocukken ya da geçmişinde yaşanılanların söylediğin sözlerin getirisi elbet olacak. Bu kitapta ise acı bir şekilde olmuş. Konusuna gelirsek, adli tıp uzmanı Soner, Savcı Volkan bu sefer insanların beş duyusuna odaklanan bir katil. Kara Dere köyünde vahşi bir cinayet işlenir. Ama öyle bir cinayet ki aklınız hayaliniz durur. Okurken o betimlemeler ile olayı dibine kadar yaşamış oldum. Ama bu cinayet farklı olayların kapısına açılmaktadır. Bu cinayeti çözmek için canla başla çalışan Soner ve Volkan bu gizemli cinayetler silsilesini çözebilecekler mi? Ulaştım derken başka sonuçlar başka kişiler, geçmiş ve yaşananlar… sonu yine şaşırtıcı bitti. Türü seviyorsanız tavsiye ederim. Kitapla kalın
Bu alanda çok okuma yaptığım için bana biraz hafif geldi kitap. Evet her konuda çocuğumuza sevgi dolu yaklaşmalıyız ama sahada durum farklılaşır,yazar bunu biraz göz ardı etmiş gibi hissettim. Bu alanda yeni okuma yapacaklar için güzel olabilir.
Memleketin sorunlarını çıkarcı insanların doğaya neler yaptığını ve insan doğasının ne kadar zalim de olsa o kadar da merhametli olabileceğini anlatan güzel bir eser.Kalem belli duyguların hepsi var.
Sadece kitap okumayı bir AÇLIK olarak düşünürsek doymadığımız bir kitap olmuş.
Balıkçı ve OğluZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 202436,5bin okunma
Mariana Zapata'nın kitaplarını genellikle yavaş ilerleyen ilişkileri, karakterlerin zamanla birbirine yaklaşması ve duyguların sindire sindire işlenmesi nedeniyle severim. Bu yüzden Sevgili Aaron'a başlarken beklentim oldukça yüksekti. Özellikle mektuplaşma ve mesajlaşma üzerinden gelişen bir ilişki fikri bana çok sıcak ve samimi gelmişti. Ancak ne yazık ki bu kitap benim için beklediğim etkiyi yaratamadı.
Kitabın ilk bölümleri tamamen Ruby ve Aaron'ın e-postalarından oluşuyor. Başlangıçta bu format ilgimi çekse de zaman ilerledikçe beni yormaya başladı. Birbirlerini tanımak için sürekli soru soruyor, ardından farklı konulara geçerek cevap veriyorlar. Bir süre sonra hangi cevabın hangi soruya ait olduğunu takip etmekte zorlandım. Geri dönüp tekrar okumaya çalıştığım anlar oldu ama bu da okuma akışını bozdu. Neredeyse yüz sayfadan fazla süren bu e-posta trafiği, beni hikâyenin içine çekmek yerine dışarıda bıraktı.
Mesajlaşma dönemine geçildiğinde biraz rahatladım. İkilinin birbirleriyle kurduğu dostluk, yaptıkları şakalar ve zor zamanlarında birbirlerine destek olmaları hoşuma gitti. Ancak kitabın yarısına kadar yalnızca yazışmaları okuduğumuz için karakterlerin iç dünyalarına giremedim. Özellikle hikâye Ruby'nin ağzından anlatılıyor olmasına rağmen onun duygularını, düşüncelerini ve yaşadığı değişimleri yeterince hissedemedim. Bir karakterin ne söylediğini okumak başka, ne hissettiğini anlamak bambaşka bir şey. Ben o bağı kuramadım.
Kitabın ilerleyen bölümlerinde Ruby'nin anlatımı daha fazla yer kaplamaya başlıyor ama bu kez de sanki hikâyenin ortasından başlamışım hissine kapıldım. Ruby'yi tanımaya çalışırken karakterin zaman zaman kendi anlattığı kişiliğiyle çelişen davranışlar sergilediğini düşündüm. Aaron ise benim için neredeyse tamamen bir gizem olarak kaldı.
Sevgili AaronMariana Zapata · Nemesis Kitap · 2021604 okunma
Klasik kişisel gelişim kitabı. Klişeleri yüzeysel bir şekilde anlatıyor. Ben kendime çok bir şey katamadım ne yazıkki. Belki de başlarken mesafeli başladım diye olabilir