Biz eğitildik. Eğitim sayesinde belli haklar edindik, çeşitli görevlere tayin edildik . . . ve uykuya daldık. Her eğitimli insan, ne olursa olsun - doktor, hakim, memur, mühendis, avukat veya katip - canlı bir fenerdir ve her fener, konan yeri aydınlatmalıdır; gerek ana caddeyi veya küçük sokağı, gerekse büyük meydanı veya şehrin dışındaki yolu.
Hiç şüphesiz üstbenimizi tam bir baş belası ve görünürdeki makul hali içinde fazlasıyla ahmak bir parçamız olarak düşünmeye ihtiyacımız var. Başka bir deyişle, Don Quijote'ye istemediğimiz ölçüde benzesek de benzemesek de, kendimize daha ziyade Sancho Panza'nın bakış açısından bakıyor olabileceğimizi fark etmemiz gerekiyor. Yani hayattan
da yasak hazlarimızdan aldığımız tat kadar -hatta belki daha fazla- hakiki zevk atabiliriz. Sınırlayıcılığımızın bizi ne denli sınırladığını hafife almış olabiliriz. Birlikte bir şeyler yapmaktan aldığımız haz bu kadar ürkütücü olmak zorunda değil
- Ah biçare kadınlar , neler çekermiş! Biz erkekler onları kukla değerinde kullanıyoruz.
Yolda serbest ve rahat yürümelerine mani oluyoruz. Bu ne rezalet! Ne küstahlık!
Gelecek şimdiki zaman olduğunda, akşam yemeğinin lokmaları ağzınıza girdiğinde veya sevgiliniz kollarınızın arasına girdiğinde, neler olur? Heyecan, heves ve enerji hissi kaybolur.Dopamin kapanmıştır.Dopamin devreleri gerçek dünyadaki tecrübeleri işlemez, sadece hayali gelecek imkânları işler.Çoğu insan için bu bir yıkımdır.Dopaminerjik uyarılmaya o kadar bağlanmışlardır ki, o andan kaçıp hayal dünyalarının rahat dünyasına sığınırlar.Yemek yerken "Yarın ne yapacağız?" diye sorarlar kendilerine ve yemeyi çok istedikleri yemeğin farkına bile varmazlar.Dopamin müptelasının parolası, bir hedefe varmaktansa umutlarla yolculuk etmektir.