Başlangıçta son derece ihtiyatla, ürkekçe yaklaşır, alabildiğine masum soru sorarlar: Falanca ülkenin adı acaba oradan geliyor olabilir mi? Ya da : Bu belge acaba bizden daha geç bir döneme ait olamaz mı?
...
Bunun ardından hemen eski yazarlardan, düşünürlerden alıntılar yaparlar ve varsayımlarını doğrulayan bir belirti ya da kendilerine belirtiymiş gibi gelen bir şey buldular mı, artık tutmayın onları: Öyle bir yüreklenir, öyle bir tırısa kalkarlar ki eski yazarlarla sohbet etmeye başlarlar, onlara teklifsizce sorular sorar, başlangıçta işe nasıl ihtiyatlı bir varsayımla başladıklarını unutup, sordukları sorulara yine kendileri yanıt verirler: Artık her şeyi apaçık görüyorlardır, işin bir gizlisi saklısı kalmamıştır; " Bu, kesinlikle oradan geliyor. Bu halkın kökeni falanca halka dayanıyor. Bu konuya şu açıdan bakılması gerekir." Bütün bu görüşler bir bilim kürsüsünden yayıldığı için de çok geçmeden yeni bilimsel gerçek, kendine yeni yandaşlar ve hayranlar bırakarak dünyayı dolaşmaya başlar.
"Artık korkuyorum. Saadetin bizi korkutacak kadar çok ve kesif olması nedir bilir misiniz? Şimdi şuracığa düşmekten korkuyorum. İçimde biriken hislerin birdenbire patlayarak beni zerreler halinde dağıtacağından korkuyorum. Allahaısmarladık."