10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 16:12
Of! Bu nedir yahu! Bir insan polisiyeyi, psikolojiyi, hafızayı, edebiyatı nasıl bu kadar iyi harmanlayıp bir yapıt ortaya koyabilir. Mest oldum, elimden bırakamadım. Son sayfalara kadar kafamın içinde tek bir soru: “Hakikaten 17 Haziran 1986 günü ne oldu?” Kitabın özellikle son bölümlerinde sıkça düşündüğüm şey şu oldu; Yetişkinliğimiz bir halı gibi. Anne babamızın, iplerinin rengini seçtiği, desenlerini ilmek ilmek işledikleri bir halı. Onlar yaşarken de ölüyken de, yaşamımızın neredeyse tamamını kaplayan devasa bir halı. İşte bu kitap kökleri çocukluğa uzanan bir travmanın hikayesi. Hikaye iki şeritte ilerliyor, bir bugünde bir geçmişte. Romanın kahramanı Vidar ilkokulda bir tarih öğretmenidir. Bir öğrencisini darp ettiği iddiası ile hakkında bir soruşturma açılır ve soruşturma sonlanana kadar görevden uzaklaştırılır. Bir gün evde babasından kalan eski eşyaları karıştırırken eski yazlıklarının telefon numarasına rastlar. Bu eski yaz evi 30 yıl önce satılmıştır ve hatta bu numara kullanımda bile değildir artık fakat neden bunu yaptığını bilmeksizin Vidar numarayı çevirir. Karşı tarafta biri telefona cevap verir. Hattın diğer ucundaki aile kendi ailesidir ve tarih 17 Haziran 1986’dır. Vidar bu telefonla geçmişe, çocukluk günlerine bağlanmıştır. Sanki bir oyuna başlamış gibi Vidar aramalarına devam eder. Bir süre sonra o günde bir terslik olduğunu, o gün yaşanan bir olayın bütün hayatını etkilediği düşüncesine kapılır ve bunu çözümlemek için hergün farklı bir saatte yazlık evin telefonunu arayıp olayı çözmeye çalışır. Vidar haklıdır, o gün bir şey olmuştur ve bu şey bugün meslekten uzaklaştırılma meselesi ile de bağlantılıdır. Yani, ne diyeceğimi bilmiyorum. Gerçekten çok ama çok güzel bir kitaptı. Edebiyatta çok sevdiğim iki tema, hafıza ve çocukluk, muhteşem bir
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,529 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 74. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 16:08
Merhabalar değerli kitapseverler, bugün sizlere Serkan Karaismailoğlu’nun kaleminden çıkan Aşktan Önce adlı kitabı tanıtmak istiyorum. Kitap on iki bölümden oluşmaktadır. Kitabın içerisinde karşılıksız aşk ve görücü usulü gibi kavramlara değinirken, teknolojiyi araç olarak kullanmayı ancak duygusal bağ kurarken insanî yönümüzü kaybetmemeyi, attığımız mesajların duygularımızı tam olarak taşıyamadığını dolayısıyla önemli konuları yüz yüze konuşmayı, dijital çağda aşkı yaşarken eski zamanlardaki iletişim şeklini unutmamayı, empati ve saygının her şeyden önemli olduğunu vurgulayarak aşkı psikolojik ve bilimsel bir yaklaşımla, tablolar eşliğinde anlaşılır bir şekilde ele alınmış. Kitap bitti mi? Tabii ki hayır. Ayrıca Sosyal Homeostaz Nedir? Aşkın Üç Hâli Neler? Neden Âşık Oluruz? Doğada Aşk Var mı? Evlilik İçin En İdeal Zaman Ne Zaman? gibi soruların cevapları da kitabın içerisinde saklı. Yazarımızın kalemine sağlık, okuyucusu bol olsun.
Aşktan ÖnceSerkan Karaismailoğlu · Ortapia Yayınları · 2026318 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Korkunun Gölgesinde Değil, Yalnızlığın Sessizliğinde
10/10
·232 syf.·
2026 70. kitabı
Bazı kitaplar okunduktan sonra hatırlanır; bazıları ise okuma eylemi sürerken insanın zihnine yerleşmeye başlar. Lanetli Tavşan benim için ikinci gruba ait bir eser. Bu kitabı yalnızca "tuhaf" ya da "korkutucu" diye nitelemek, denizin kıyısını görüp derinliğini inkâr etmek olur. Çünkü bu öyküler, korkuyu bir amaç olarak değil, insan ruhunu açan ince bir neşter olarak kullanıyor. Kitabı okurken zihnimde sürekli aynı benzetme dolaştı: Bu eser, camdan yapılmış bir labirenttir. İlk bakışta çıkışın her yerde olduğunu sanırsınız; oysa ilerledikçe asıl engelin duvarlar değil, kendi yansımanız olduğunu anlarsınız. Her öykü, okuru dış dünyadan biraz daha uzaklaştırırken kendi iç sesine yaklaştırıyor. İşte kitabın gerçek başarısı burada saklı. Bana göre Lanetli Tavşan, canavarların değil, yalnız insanın alışma yeteneğinin kitabıdır. Çünkü insan, en büyük acılara bile zamanla alışabiliyor. Yazar bunu anlatırken doğaüstü olayları kullanıyor; fakat asıl doğaüstü olan, karakterlerin yaşadıkları dehşeti sıradanlaştırmalarıdır. Bu yüzden kitap boyunca korktuğumuz yaratıklar değil, insanların onlarla yaşamayı öğrenmesi oluyor. Dikkatimi çeken en önemli yönlerden biri de öykülerdeki sessizlikti. Bu sessizlik, kelimelerin eksikliğinden değil; söylenemeyenlerin ağırlığından doğuyor. Karakterler konuşuyor ama çoğu zaman cümlelerinden daha yüksek sesle susuyorlar. O suskunluk, sayfaların arasından taşarak okurun zihnine yerleşiyor. Kitap bittiğinde olayları değil, o sessizliği hatırlıyorsunuz. Eserin dili gösteriş peşinde koşmuyor. Sanki yazar, sözcükleri parlatmak yerine onların pasını korumayı tercih etmiş. Bu nedenle anlatım, cilalı bir mermer gibi değil; çatlakları görünen eski bir taş duvar gibi duruyor. Tam da bu yüzden inandırıcı. Çünkü hayatın kendisi de kusursuz değildir. Kitabın
Lanetli TavşanBora Chung · İthaki Yayınları · 20233,585 okunma
7/10
·528 syf.··
Beğendi
·
2026 63. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 13:13
Merhaba arkadaşlar. Jules Verne ile şimdi de 1883 yılına uzanıyor, Ramazan ayını geçiren bir İstanbul’a konuk oluyor, tarih kitaplarında karşılaşmayacağımız türden betimleme ve tasvirlerle de zenginleştirilmiş bir maceraya atılıyoruz. Öncelikle 2. Mahmut dönemine uzandığımızı söyleyebileceğimiz bu romanda tam bir kuzey turu yaptığımızı da özellikle belirtmek isterim. Hollandalı tütün tüccarı Van Mitten ve uşağı Bruno, İstanbul’a geldikten sonra Trakya, Balkanlar ve Karadeniz Sahilleri ile zenginleşen bir yolculuk mekanları bizimle oluyor. Bunda yazarın zamanında yat alıp Avrupa turu yapmasının da anlatımına elbet etkisi vardır ama onun anlatım ve görüş gücünü düşündüğümüzde, hiç var olmayan ve kitaplarından yıllar sonra bulunan icatları da göz önüne aldığımızda anlatımlarında bir aksama veya yanlışlık bulmak da kolay değil. Gerçi doğru veya yanlış kıyaslaması yapabileceğimiz 150-200 yaşında yaşayan bir eski Osmanlı bulmak da imkansız olduğuna göre buna da çok takılmamak lazım. Ancak kitabın bir ‘Tenkit’ yani ‘Eleştiri’ niteliği taşıdığını da belirtelim. Çünkü bazı insanlar asla ama asla eleştiri kabul etmedikleri gibi böyle ufak bir eleştiri gördüklerinde de hemen geriliyorlar. Kitaba adını veren Keraban Ağa ise açık olmak gerekirse inatçı ve dar kafalı denilen bir tütün tüccarı. Peki ya Tophane’den Üsküdar’a geçerken yeni çıkan vergiyi ödememek için bu adamın Karadeniz seyahatine çıkmasını nasıl buluyorsunuz? Tamam cimriliğin de bir ölçüsü vardır ama bu da nedir yani. Ama güzel macera oldu. Kısıtlı sürede bir yere yetişme çabasını o dönem için takdir ettim ama günümüzde her gün hem de her gün işe yetişme telaşı yaşayan biz metropol insanları için bu artık şaşırtıcı değil. Aksine işlere hızlı ve sorunsuz ulaşmak günlük olarak neredeyse hepimizi daha çok şaşkınlığa
İnatçı KerabanJules Verne · Alfa Yayınları · 2017571 okunma
7/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 00:00
Kahraman Tazeoğlu & Vazgeçtim "Ayrılık nedir biliyor musun sevgilim: Yaşadığını sanan bir kalbin omuzlarından, Bitmiş bir aşkın naaşının kaldırılması..." "Vazgeçtim..." Ne kadar basit bir cümle gibi görünüyor, değil mi? Peki ama neyden, nasıl ve niçin vazgeçtin? Vazgeçmek; bazen bir terk ediş, bazen bir fedakârlık, bazen kabulleniş, bazen de zorunlu bir ayrılıktır. Söylemesi kolay gibi görünse de içinde sayısız anlam barındırır. Yazar da bu kitabında "Vazgeçtim." derken aslında aşkı uğruna, sevdiği insan için büyük bir fedakârlık yaptığını; en azından öyle düşündüğünü anlatıyor. Ya geride kalan kişi gerçekten ne istiyor? İnsan, susup giderken ve vazgeçerken bunu "iyilik" ya da "fedakârlık" adına yaptığını sansa da, acaba bu davranış sevdiği insana karşı işlenmiş en büyük ihanete dönüşmez mi? Çünkü aşk; omuz omuza mücadele etmek, acısıyla tatlısıyla, hastalıkta ve sağlıkta hayatın her anını birlikte göğüslemek değil midir? Mehmet, Feza ve Koray... Mehmet, karşılıksız aşkını kalbine gömerek Feza'nın mutluluğu için kendinden vazgeçer. Feza ile evlilik hayalleri kuran Koray ise büyük bir yanlış anlaşılma yüzünden, yine onun mutluluğu uğruna aşkını feda eder. Peki, hangisinin vazgeçişi gerçekten doğru? Bu fedakârlıkların ve sessiz gidişlerin tam ortasında kalan Feza şimdi ne yapacak? Bir yanlış kaç doğruyu silecek? Ya da yanlış sanılan o asıl gerçek ne zaman gün yüzüne çıkacak? Uzun zamandır bir aşk romanı okumamıştım. Bu eser ise bana oldukça keyifli bir okuma deneyimi yaşattı. Özellikle kitabın sonunda yer alan şiirler tek kelimeyle harikaydı. Kitapla ve sevgiyle kalın...
VazgeçtimKahraman Tazeoğlu · Destek Yayınları · 20159bin okunma
9/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2025 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Kasım 2025 22:20
“Onu elinde tutanı aydınlatan bir mumdur tecrübe.” Kimler sever: Derin anlamlar arayan, sembolik anlatımları sevenler Kimler sevmez: Her şeyi açık açık anlatan, uzun romanlar bekleyenler Fransız iş adamı, Çin’e yaptığı bir iş gezisinde otelin tuvalet görevlisi Bayan Ming ile tanışır. Bayan Ming, sohbetlerinde on çocuğundan bahseder. Ama Çin’de tek çocuk yasası vardır… Tek bir yasa, milyonlarca hikâyeyi susturabilir mi? Aile olmana bile karışan bir sistem ve kalabalık aile düşleyen bir kadın. Kısacık ama düşündüren, sarsan bir hikâyeydi. Schmitt, “gerçek nedir?” diye sormuyor sadece, “inançla yarattığın şey de bir gerçek olabilir mi?” diye fısıldıyor. Kat kat açılan küçük lahanam
1000Kitap
Bayan Ming'in Hiç Olmayan On ÇocuğuEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 20257,5bin okunma